20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü: Siyasi partiler ve bağımsız milletvekilleri Meclis’te çocuk haklarını ne kadar savunabiliyor?

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü: Siyasi partiler ve bağımsız milletvekilleri Meclis’te çocuk haklarını ne kadar savunabiliyor?

Özge Üstün

“…Onlar çok ve çocuklar.
Sesiz de kalsalar bizi bağışlamayacaklar,
Mazeretlerimize inanmayacaklar,
Yaşamımızda görünmedikleri her karenin
Hesabını soracaklar.
Hazırlıklı olmak gerek,
Çünkü onlar şimdilik,
Çok ve çocuklar.”

Tayfun Talipoğlu

Dönem dönem çocuk haklarına ilişkin farklı konularda yazılar ve makaleler yazdım ve hala yazmaya devam ediyorum. Yazdıklarımın neredeyse tamamı o dönemin önemli gördüğüm ve dikkatimi çeken sorunlarına ilişkin oldu. Bu yazı ise hem kaleme alış şekli hem amacı hem de konusu bakımından diğer yazılarımdan biraz daha farklı olacak.

Çocuk hakları; üzerine çok fazla düşünülmesi ve konuşulması gereken bir alandır. Ancak; bu alandaki bütün fikirler, esasen, iki yaklaşım üzerinde toplanır. Biri; çocukları, savunmasız ve korunması gereken varlıklar olarak tanımlayan, paternalist bakış açısı olarak da bilinen “korumacı” bir yaklaşımdır. Genel olarak; çocuk hakları üzerine yapılan çalışmaların büyük çoğunluğu, korumacı yaklaşım üzerine kuruludur. Diğeri ise; çocukları, birey olarak kabul edilmesi gereken varlıklar olarak tanımlayan, özgürleştirici bakış açısı olarak da bilinen “özbelirlenimci” yaklaşımdır. Bu ikisinin bir arada var olabileceğini savunan, İskoç görüşü olarak da bilinen yaklaşım daha vardır ancak; bu yazıda sadece korumacı ve özbelirlenimci yaklaşımdan bahsedeceğim.

Özbelirlenimci yaklaşım; çocukların “oy kullanma” hakkına sahip olması gerektiğini savunur. Bertrand Russell; erkeklere ve kadınlara olduğu kadar çocuklara da uygulanabilir olmayan bir politik teori yetersizdir der. Robert Dahl; çocukların, devletin halkının tam üyeleri olmaları gerektiğini ciddi olarak ileri süren kimse yok der. Korumacı yaklaşım ise; çocukların “oy kullanma” hakkına sahip olmaması gerektiğini savunur. Bunu savunurken üç neden ileri sürer. Birincisi; çocukların politik özerklik için gerekli rasyonel düşünce, bilgi ve deneyimden yoksun olduğu iddiadır. Çocukların; kendi seçimlerini yapamayacak durumda oldukları, onlar için seçimleri, yetişkinlerin yapması gerektiğini savunur. İkincisi; çocukların, olgunlaştıkça, yetişkinlerin onlar için aldıkları kararların bilgeliğini göreceği ve sonradan bu kararları onaylayacaklarına dair iddiadır. Üçüncüsü ise; çocukların yetişkinler olmadan kendilerine bakamayacakları ve yetişkinlere bağımlı oldukları iddiasıdır. Elbette; bu iddiaları, özbelirlenimci bakış açısından teker teker yanıtlamak gerekir. Birinci iddiaya ilişkin; Piaget’in gelişim teorisi üzerinden cevap verilebilmesi mümkündür. Piaget; çocukların tek tip ve evrensel bir yaşı olduğu iddiasını tartışmasız bir şekilde kabul etmez. Çocukların bilişsel gelişiminin; kültürel, tarihsel ve antropolijik etmenlerin de etkilediğini savunur. Esasen tıp bilimi de Piaget’in gelişim teorisini; soyut düşünce sisteminin en önemli parçası olan beynin korteks bölümünün, yaşam deneyimlerine bağlı olarak geliştiğini ve bu bölümün, bireyin bilişsel düzeyi üzerinde büyük ölçüde etkisinin olduğunu kanıtlamıştır. O halde; bilişsel gelişimini yeterli düzeyde tamamlayamayan yetişkinlerin de oy kullanma hakkından yoksun olmaları gerekir. İkinci iddiaya ilişkin; yetişkinler, stres ya da duygusal travma yaşadıkları dönemler gibi hayatın pek çok anında, yakın arkadaşları ya da psikolog veya avukat gibi başka kimselerden de sorunlarını çözmek için yardım istemektedir. O halde; ikinci iddiada bahsedilen, “daha iyi” karara ulaşılabileceği iddiası kesinlikten uzaktır. Ancak; böyle bir iddia, kesin olsaydı dahi, yetişkinlerin yardım istediği profesyonel kişilerin bile, onların isteklerine, müdahalesi olmayıp, onlara, ancak, kılavuzluk, öneri veya öğüt vermesi mümkün olabilecektir. Şu hâlde; yetişkinlerin, çocukların kararlarına ve ifade özgürlüklerine, müdahalesi değil, ancak kılavuz, öneri veya öğüt vermesi mümkün olabilecektir. Bu durum; esasen Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nde de çocuğun ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ile kabul edilmiştir. Bu hakkın belirli ölçüde sınırlandırılabilmesi; ancak çocuğun üstün yararının gerekli kılması ve diğer şartları da var olması halinde mümkündür. Üçüncü iddiaya ilişkin olarak ise; Ronald Dworkin, bir kişi, kendisi için yapılması yanlış olan bir şeyi yapma hakkına sahip olabilir der. İnsanlık tarihine kısa bir şekilde göz atıldığında, yetişkinlerin çok uzun süredir pek çok konuda “hata” yaptıklarını görebilmek mümkündür. Kimyasal ve nükleer atıklar, çevrenin kirletilmesi, savaşlar, toplama kampları, insanları derilerinin rengi nedeniyle ayıranlar; çocuklar değil yetişkinlerdir. Şu hâlde; yetişkinlerin hata yaptıkları için oy kullanma hakkının olmadığından bahsedemiyorsak, üçüncü iddiayı temel alarak, çocukların oy kullanma hakkının olmadığından bahsedebilmek de mümkün değildir. [1]

Bugün; ülkemizde, 18 yaşından küçüklerin oy kullanma hakkından bahsedilmemektedir. Ancak; Çocuk Haklarına Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne göre, çocuklar, kendilerini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkına sahiptir. Yargıtay; bu hakkı, kararlarında göz önünde bulundurulurken ve bu kapsamda çocuğun üstün yararını belirlerken, “çocuklar, eğer yetişkin olmuş olsaydı, kendilerinin yararı için nasıl bir karar verilebilecekti ise, yargı makamlarındaki kişilerin de aynı yönde karar vermesi, yani çocuğun farazi düşüncesini esas alması gerekmektedir” şeklinde yorumlamaktadır. [2]

Bütün bu olguları bir arada düşününce; aklıma gelen ilk soru, “Eğer bir çocuk olsaydım ve oy kullanma hakkına sahip olsaydım, oy kullanırken neye dikkat ederdim?” sorusu oldu. Daha sonra; aklıma ikinci gelen, siyasi partilerin seçim beyannamelerinde “çocuk haklarına” ilişkin çok sayıda hedef belirlemiş olduğu oldu. Gerçekten de siyasi partilerin seçim beyannameleri incelendiğinde; çocuk haklarına ilişkin çok sayıda taahhütte bulunduklarını görebilmeniz mümkündür. Son olarak; siyasi partilerin, seçim beyannamelerinde vermiş oldukları taahhütleri yerine getirebilmek için ne kadar çaba sarf ettiklerini merak ettim ve -belki de biraz haddimi aşarak, ne de olsa çocuklar yerine düşünmüş ve onlar adına karar vermiş oldum- siyasi partilerin seçim beyannameleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki yasama ve denetim faaliyetlerini inceleyerek aşağıda görmüş olduğunuz “Siyasi Partilerin Ve Bağımsız Milletvekillerinin Çocuk Haklarına İlişkin Meclis Çalışmaları (20.11.2019 – 08.11.2020)” konulu raporu hazırladım. Çocuklar da benimle aynı görüşte olacaklar ki; raporun 3.7’nci bölümünde, meclisin Çocuk Hakları Alt Komisyonu’nu ziyaret ettiklerinde, çocuk haklarına ilişkin yapılmış, yapılmakta ve yapılacak olan bütün meclis çalışmalarını sormuşlar. Bu çalışmanın; 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nün otuz birinci yıl dönümünde, bütün çocuklara ve çocuk hakları alanında çalışanlara faydalı olmasını temenni ederim. Sevgi ve umutla…


[1] Bob Franklin, Çocuk Hakları, 1993, s. 36-62.

[2]Yargıtay 2. HD, E. 2016/18926, K. 2017/1485