Astronom Özlem Erginöz: Uzay artık keşfedilecek bir yer değil

Astronom Özlem Erginöz: Uzay artık keşfedilecek bir yer değil

Nüve Röportaj

Türkiye Uzay Ajansı partnerlerine oranla küçük bir bütçeyle kuruldu ve ilk hamlesini yaptı: Uzay yürüyüşü yapacak kişiye ne isim verelim? İlk cevabın Bahçeli’den gelmesi üzerine durumu ciddileştirmek gerekliliğine inanarak işin uzmanına sorduk: Türkiye uzaya çıkabilir mi?

Astronom Özlem Erginöz, Nüve’ye açıkladı:

9 Şubat 2021 tarihinde daha önce duyurusu yapılmayan bir sunum gerçekleşti ve Türkiye’de gündem bir anda değişti. Ben bu konuda bu çok önemli gelişmeyi duyurmak için yanlış bir tarih seçildiğini düşünenlerdenim. Biz bu haftaya Mars haftası diyorduk ki, bu sunum ve açıklama bizzat Cumhurbaşkanlığı’ndan geldi.

Aynı gün Birleşik Arap Emirlikleri’nin Uzay aracı Mars’ın yörüngesine girmek üzereydi ve tüm uzay haberlerini takip eden medyanın gözü kulağı bu haberlerdeydi. Dahası bir sonraki gün Çin’in Uzay aracı yine Mars’ın yörüngesine girip daha sonra iniş yapacak ve haftaya NASA’nın gönderdiği bir başka uzay aracı Mars’ın yüzeyine varacak. Hatta orada bir helikopter uçurmayı planlıyorlar.

Böylesi bir konuyu tüm dünyaya duyurmak için bence oldukça kötü bir tarih seçilmiş.

Hani duyarız ya; bir anda birileri çıkar, Dünya’yı değiştirecek o kararlardan bahseder ve arkasında muazzam bir işin olduğunu anlarız. Pek öyle olmadı işte!

Posteri acele ile hazırlanmıştı ve sunum yapılırken hala bir web sitesi açık değildi. Bu olaya dair gördüğüm en göze çarpan nokta buydu.

Daha önce kağıt(!) üzerinde kurulan Türk Uzay Ajansının hedeflerinin açıklandığı bugün de maddelerden birinin İSS’e (Uluslararası Uzay İstasyonu) astronot göndermek olduğu söylendi. Bu da konuya beni oldukça şüpheci yaklaştıran bir diğer olay oldu.

Bildiğimiz üzere yaşadığımız çağda uzay teknolojileri artık bir tabu olmaktan çıkıp günlük haberlerin sıradan bir konusu oldu. Keşfedilen öte-gezegenler, yıldızlararası ortamın madde bolluğu, dünya dışı yaşamın araştırıldığı bu çağda, ülkemizin bu alanda geç kaldığını söylemek pek de yanlış olmaz.

Ben ve birçok arkadaşım artık yıldız veya gezegen avlamayı bırakıp, başka tür gezegenlerde ne tür yaşam formları olabilir? Gezegen özelliği nedir? Evrimsel süreçleri nasıl işliyor? gibi konulara yoğunlaşmış durumdayız.

Geldiğimiz bu nokta aslında içinde yaşadığımız çağın bir getirisidir. Şu anda Big Bang’in (büyük patlama) nasıl olduğunu araştırmak aslında birazda bu mesleğin orta çağ hali diyebiliriz.

Çapları yaklaşık 30 metreyi aşan dev teleskopların inşa edildiği bugünlerde, biz yeni yaptığımız DAG’da (Doğu Anadolu Gözlemevi) bulunan 4 metrelik teleskoplarımızla keşif yapmayı umuyoruz. Bu konuda üzülerek yorum yapmak istemiyorum.

Neden Heyecanlanmalıyız?

Elbette bu çok önemli bir gelişme.

Bu işe girişen her ülkede öncelikli hedef bu durumu tüm siyasi ortamların üzerinde tutmaktır. Örneğin bu konuda şu an lider olan Amerika Birleşik Devletleri’nin 1958 yılında kurduğu NASA, başkanı veya o an içlerinde bulunduğu durum ne olursa olsun misyonlarını ve projelerini belirli bir plana göre ayarlayıp, bu yoldan taviz vermeyen bir kurumdur.

Olması gerekenin bu olduğunu açıkça söyleyebiliriz, çünkü uzay misyonları çabuk alınan veya uygulanabilen projeler değildir.

Özel Sektörün Uzay Yarışı

21. yüzyılın şimdiden getirilerinin en büyüğü Uzay sektöründe oldu. Birçok özel şirket bu konuda yarışa girdi. Bakın devletler demiyorum, özel şirketler diyorum.

Bu konuda artık bir marka haline gelmiş Elon Musk SpaceX’in gösterişli roketleriyle her kulvarda ben bu yarışın öncüsüyüm diye bağırıyor. Şirketin sadece 2020 bütçesinin 1.2 Milyar dolar olduğunu biliyoruz. Bu konuda ciddi yatırımları olan başka şirketlerde var elbette.

Uzay artık devletlerin, hükümetlerin araştırabildiği bir alan değil! Bu konu sanıldığının aksine devletler tarafından desteklenen bir gelişmedir. Çünkü devletlerin araştırma kaynakları belirli bir bütçeye göre ayarlanırken, Özel sektörde bu tamamen inisiyatif meselesidir! Bu da farklı alanların gelişmesinde önemli rol oynuyor tabii ki. (Örneğin; Mars’ın yaşama uygun hale getirilmesi…)

Peki nedir bu sert iniş meselesi?

2023 hedeflerinden birinin Ay’a sert iniş yapmak oluğu açıklandı. Sert iniş yapmak ne demek?

Bu konuya kısaca değinmek gerekirse: Bir insansız uzay aracını gönderip bilerek ineceği yüzeye çarptırıyoruz demektir. Bugüne kadar bunu yapabilen 5 ülke ve 1 kuruluş olduğunu söylemeliyim. Amerika, Sovyetler birliği, Çin, Japonya ve Hindistan toplamda 15 kez Ay’a sert iniş yaptı. Fakat burada önemli olan nokta Ay’a sert iniş yapan bir kuruluş olan ESA’dır.

ESA (Avrupa Uzay Ajansı) üyelerini seçerken Avrupa Birliği ülkesi olma şartını koşmuyor. Buna rağmen Türkiye henüz ESA üyesi olamamıştır. Bu nokta önemli çünkü son açıklanan hedefe göre Türkiye İSS’e bir Astronot göndermeyi hedefliyor. İSS’teki faaliyetler beş uzay ajansı tarafından yürütüldüğünü ve bunlardan birinin ESA olduğunu biliyoruz.

Fırlatma rampasına sahip olmak neden zor?

Öncelikle tüm siyasi düzenlemeleri bir kenara bırakırsak, bu soru aynı zamanda Amerika’nın bu konuda neden çok başarılı olduğunun cevabıdır. Cevap basit: Uygun coğrafya!

Söylenildiği kadar basit değil elbette. Amerika tüm fırlatmaları Florida eyaletinden yapıyor. Bir talihsizlik anında infilak eden roket ya da geride bıraktığı tüm parçalar aynı şekilde, hiçbir zarara yol açmadan hopp(!) okyanusa düşüyor.

Buna eşdeğer diğer bir coğrafya ise çöllerdir. Örneğin Kazakistan’da bulunan Baykonur Uzay Üssü, uçsuz bucaksız bir araziye sahiptir. İşin aslı, olayı olabildiğince az hasarlı, tehdit olmaksızın yapabilmektir.

Maliyet oldukça astronomik

ISS’te faliyet gösteren uzay ajanslarının maliyetine baktığımızda, NASA 23 Milyar dolar ile başı çekerken en düşük bütçeli Kanada neredeyse 300 Milyon Doları gözden çıkarmış durumda.

Bu açıdan baktığımızda Türkiye henüz yaklaşık 38 Milyon TL’lik bütçesiyle bu yarışın epey başındadır. Elbette bu bütçe zamanla geliştirilebilir. Fakat hedeflerini gerçekleştirmeye yönelik oldukça kısıtlı bir süreyi belirleyen Türk Uzay Ajansının işi oldukça zor bence.

Çok kısa bir sürede gerçekleştirilmesi beklenen hedeflerin maliyeti bana göre şimdiden bütçeyi aşmış görünüyor. Sadece 2020’de bu kurumun genel harcaması 700.000 Türk Lirası olmuş (küsuratı tam hatırlayamıyorum). Sanıyorum ki o da vergiler ve personel maaşlarıdır.

Öte yandan olay sadece maliyet ile ölçülebilen bir durumdan çok, ciddi bir altyapı ve bilgi birikimiyle elde edilen bir süreçtir.

Öncelikli bakış açımız özgür bir düşünce yapısıyla ilerleyen akademi olmalıdır. Kim ne derse desin bu yolun ilk kuralı budur.

Ben bir Astronom olarak diyebilirim ki: Başka bir yıldız etrafında dolanan başka bir gezegeni keşfetmemiz tam 10000 yılımızı aldı. O gezegende yaşam aramak ise sadece 5 dakikamızı! Çünkü buna hazırdık.

Peki Türkiye Uzay’a çıkabilir mi?

Neden olmasın? Bana gelen yorumların çoğunda şöyleydi; bir yerden başlamak gerek! Kesinlikle katılıyorum. Açıklanan hedeflerin 9. olanı şöyle diyordu; İnsan kaynağı sağlamak!

Üniversitelerde, lise sıralarında bu uğurda hedeflerini, arzularını gerçekleştirmeyi bekleyen o kadar çok arkadaşımız var ki!

Pek çok bakanlığa, kuruma, vakfa sağlanan kaynakların bir kısmı bu alana sağlandığında yapabileceklerimizin sınırı olmadığını kanıtlamak isterdim!

Tek başına Diyanet işleri Başkanlığının 2021 yılı için istediği bütçe 13 Milyar TL’dir. Daha önce bahsini geçtiğim ve şu an Uluslararası Uzay İstasyonunda Faaliyet göstermeye hakkı olan Kanada Uzay Ajansının bugüne kadar ki toplam maliyeti yaklaşık 2 Milyar TL’dir.

Geleceğine ve gençlerine yatırım yapan toplumların şu an nerede ve hangi seviyede olduklarını her ortamda görüp, duyabiliyoruz. Unutulmaması gereken nokta, üretip gelişmek isteyen bizlere bir kulak vermek!

Belki bir gün Uzay’a çıkarız. Ama o tarihin sanıldığı kadar yakın olabileceğini düşünmüyorum.