Aytuğ Atıcı: CHP’deki kişilere değil, sisteme savaş açtım

Aytuğ Atıcı: CHP’deki kişilere değil, sisteme savaş açtım

CHP tarihin en büyük fenomenlerinden birisi. Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmakla övünen dev kadrolarıyla daima tartışıldı. Hakkında yazılmış yüzlerce kitap ve makale var. Cumhuriyet tarihinin CHP’ye temas etmeyen hiçbir dönemi yok. Bu büyük fenomen tarihsel bir dönemeçte büyük bir kongreye daha gidiyor. Bu defa şartlar oldukça farklı. Asırlık çınar seçim barajına takılıp Meclis dışında kaldığı zamanlarda bile coşkulu kongreler yapmış; bazen güller birbirine uzatılmış, bazen de sandalyeler havada uçuşmuştu. Şimdi COVID-19 salgını nedeniyle görece sükunetli bir kongreye hazırlanıyor. Nüve olarak bu sükuneti sosyal demokrasinin düşünsel iklimini kurmada bir tehdit olarak görerek CHP dosyasını açmak istedik. Genel merkez yönetimi ve onların muhalefetiyle bir dizi röportaj yapmanın ideolojinin tartışma zeminine katkı sunmasının çok iyi olacağına inanıyor, birkaç gün sürecek dosyayla Nüve okurlarını baş başa bırakmak istiyoruz. CHP Dosyası’nın üçüncü gününde Parti Okulu Koordinatörü Aytuğ Atıcı’yla konuştuk.

Ali Naki, CHP Dosyası

Nüve: Hocam röportaj imkanı için size teşekkür ederiz. Büyük kongre için deklare ettiğiniz programınız daha çok parti içine doğru sesleniyor sanırım. Örneğin, parti okuluna katılımı önemseyen bir program. Siz orayı organize eden isim oldunuz. Buralardan seslenerek parti örgütüne bir şey söylüyor. Bunun bir somut karşılığını görüyor musunuz yaptığınız çalışmalarda? 

70 yıldır tek başımıza iktidar olamadık

Aytuğ Atıcı: Aslında hedef partiye yönelik bir şey değil. Manifestoyu tam tersten okumak önemli. Manifestoda üç alanda reform yapalım istedik. Birincisi parti içi demokrasi adına yapılacak reformlar, ikincisi iktidara yürümek adına yapılacak reformlar, üçüncüsü de Türkiye’de yapılacak reformlar. Sıra böyle gidiyor, bunu ben tam tersinden okuyorum. Bu projenin uygulama sırası fakat projenin yarar sırasına baktığın zaman tam tersten okumak lazım. Yani esas hedefimiz, esas amacımız Türkiye’de yapılması gereken reformlardır. Bunun için bir adım geri gidiyoruz. Türkiye’de reform yapması lazım değil iktidar olması lazım CHP’nin bu yüzden iktidara giden yolda reform yapmak lazım. İktidara giden yolda reform yapmak için de bir adım geri gidiyoruz; parti içinde reform yapmak lazım. Yarar ve ehemmiyet açısından baktığın zaman projeyi sondan başa doğru okumak lazım ama projenin uygulama aşamalarına baktığın zaman önce parti içinde reform, sonra iktidara yürümek için reform, sonra da Türkiye’de reform. Türkiye’de reform yapmamız için bizim iktidar olmamız lazım.

Seçim zamanı sahaya inmenin karşılığı yok

Peki biz en son ne zaman tek başımıza iktidar olduk hatırlıyor musunuz? 1950 yılında biz iktidardan indik ve 70 yıldır tek başımıza iktidar değiliz. Siz değil ben de doğmamıştım daha. Peki ne yapıyoruz 70 yıldır? 70 yıldır aynı şeyleri yapıyoruz. Çok güzel projeler üretiyoruz. Örneğin; emeklilere iki maaş ikramiye, asgari ücretin 2.500 lira olması, taşerona kadro gibi muazzam projeler üretiyoruz. Ve bunların hepsini diğer partiler çalıyor, benzerini yapıyor ve iktidar partisi oluyor. Demek ki projelerimizi yapıyoruz, aynı projeleri yapmaya devam edeceğiz. Peki bu projeleri yapmak bizi iktidara getirdi mi? Hayır, getirmedi. Millet dedi ki; “CHP size çok teşekkür ediyoruz, harika projeler üretiyorsunuz ama bu projeleri sizin gerçekleştireceğinize ben inanmıyorum, AK Parti’ye inanıyorum,” dedi ve gitti oyunu AK Parti’ye verdi. Daha önce de “Adalet Partisi’ne güveniyordum, Anavatan Partisi’ne güveniyordum” dedi ve gitti oylarını onlara verdi. Demek ki bizim fikirlerimize inanıyor, fikirlerimizin doğru olduğuna inanıyor; fakat bunları gerçekleştirebilmeye olan inancında biz düşük kaldık. Başka ne yaptık iktidar olmak için? Seçim zamanları çok çalıştık, doğru mu? Evet. Ama 18 yıldır yapılan çalışmaların hiçbir anlamı yok. Ben de 7 sene milletvekilliği yaptım, seçim zamanı örgütlerimiz sahaya indiğinde hep şu söylemle karşılaşıyoruz: “Seçim geldi sahaya inildi,” değil mi? Bir de “daha önce niye gelmediniz?” Hep söyledikleri şey bu. Demek ki seçim zamanı sahaya iniyoruz, deli gibi çalışıyoruz. Kadın kollarımız ev ev geziyor, işe yarıyor mu? Hayır, yaramıyor. İnsanlar broşür almak istemiyor, hizmet almak istiyor. Gençlik kollarımız afişler yapıştırıyor, pankartlar asıyor falan güzel oluyor mu? Güzel oluyor. Kim alkışlıyor? Biz birbirimizi alkışlıyoruz. Millet buna bir prim veriyor mu? Hayır, vermiyor. Oy vermiyor. Ne yapıyoruz, esnaf ziyareti yapıyoruz adaylarımızla. Yine bize oy vermiyor. Peki bu durumda biz 70 yıldır aynı şeyleri yaparak, hala bugün farklı bir şey yapmayı vaat etmeyerek nasıl iktidar olacağız, nasıl oy alacağız? Soru bu. İşte bu yüzden manifestonun ikinci bölümünde yani iktidara gitme yolunda reformlar yapmak mecburiyetindeyiz. Şimdi biz bunu öneriyoruz.

Örgütlenmemiz zayıf

Ya diyoruz ki arkadaş burada reform yapacağız. Ne yapacağız reform? Bir hekim gözüyle baktığımız zaman bir teşhis koymamız lazım. Teşhis koymak için de bazı tahliller yapmamız lazım. Tahlillerimizi yapmışız. Şikâyet ne? Şikâyet, iktidar olamamak. Tahliller ne diyor? Tahliller diyor ki, fikir üretiyorsun, fikir zamanı çalışıyorsun, broşür dağıtıyorsun, esnaf ziyareti yapıyorsun ama bir işe yaramıyor. Tahliller bize bunu gösteriyor. Peki çözüm ne? Çözüm, halkın bizden ne istediğini anlamak. Halk bizden ne istiyor? Halk bizden kendisine hizmet etmemizi istiyor. Efendim işte biz iktidar değiliz ki hizmet edelim. Hayır, böyle bir kavramı reddediyoruz, kesinlikle reddediyoruz. Bizim belediyelerimiz var, artı örgütlerimiz var. Hizmet etmek için illaki bir mevkide bir makamda olmak zorunda değiliz. Halk da bunu biliyor ve bu yüzden de bize oy vermiyor. Şimdi mademki halk bizden hizmet bekliyor, o zaman bu hizmeti yapmak için sokağa inmemiz lazım. Şimdi sokağa inmek için ne lazım? Örgüt lazım. Peki biz yeterince örgütlü müyüz? Hayır, değiliz. Biz yaklaşık yüz yıllık bir partiyiz ve örgütlenmemiz maalesef mahalle temsilciliğinde bitiyor ve bunların da birçoğu kâğıt üzerinde. Yani il-ilçe örgütlerimiz var, biz zannediyoruz ki il-ilçe örgütlerimiz örgütlenmenin temeli. Hayır, il ve ilçe örgütleri örgütün yöneticileridir, bizim sokakta örgütlenmemiz lazım. 70 yıldır yapmadığımız şey budur.

400’erlik seçmen blokları

Bugüne kadar kim iktidar olduysa, AK Parti dahil, sokakta örgütlenmiştir. Sokağı öbek öbek örgütleyip halka hizmet ederseniz halk size inanır, güvenir. Projemizin önemli bir kısmı sokak örgütlenmesi projesidir. Yani ne demek istiyoruz sokak örgütlenmesi projesinde; diyoruz ki sokakları, komşuları 400’er seçmenler halinde öbekler halinde örgütleyeceğiz. Her birini bir öbek haline getireceğiz. 400 seçmeni ki bu yaklaşık 120 hane yapar yani her sokaktaki 120 tane komşuyu bir öbek haline getireceğiz. Bir mahallede 4000 seçmen varsa demek ki 10 tane öbek yapacağız. Sonra bu öbeklerin her birisine bir öbek sorumlusu görevlendireceğiz ve bu öbek sorumlusu sokakları örgütlemiş olacak. Şimdi bunun için bir bilişim altyapısı lazım, bunu hazırladık. Bizim intranet sistemimize girdiğin zaman örneğin Mersin ilini seçtiğinizde, arkasından Mezitli ilçesini seçtiğinizde hemen mahalleler önünüze geliyor. Diyelim ki Menderes mahallesini seçtiğimizde hemen bütün sokaklar önünüze geliyor, Google ile yaptığımız iş birliği sonucu olan bir şey bu ve bütün sokaklarda kaç tane seçmen olduğunu size gösteriyor. Küçük sokakları birleştirerek ya da büyük sokakları bölerek 400’er seçmenlik öbekler yapıyoruz. Bunu yaptık mı? Evet, pilot uygulama yapacak hale getirdik. Türkiye’nin 81 ilinde 81 pilot ilçe seçerek bunu yapmaya çalıştık parti okulu olarak. Ama genel merkezin daha çok sahip çıkmasını, daha çok bu projenin üzerine gitmesini beklerdik. Bu proje arzu ettiğimiz noktaya gelemedi. Çünkü zor bir iş, insanları sokağa çalışmak üzere indiriyorsunuz. O nedenle tabi insanlar bundan bir adım geri durmak istediler. Şimdi bu örgütlenme modeli.

Sokak örgütlenmesi modeli

Peki örgütlendik, yeterli mi? Hayır, yeterli değil. Örgütlenmeyi mutlaka standart bir çalışma modeliyle taçlandırmak lazım. Yani örgütlediniz bir mahalleyi, bir sokağı, 10 tane sokak öbek sorumlusu var. E bunlar var ne yapacaklar? Herkes kendi kafasına göre bir iş yaparsa bu iş olmaz. Bu durumda yapılacak olan şey öbek sorumlularını eğitmek, ev ziyaretleri ile komşuluk ilişkilerini geliştirmesini sağlamak. İşte bunu da başardık, yani eğitim müfredatını hazırladık, yazdık, çizdik bütün projemizde bunlar var ve sloganımızı da şu şekilde belirledik: “Komşunu tanı, onu dinle ve bir iyilik yap.” Öbek sorumlusu o 120 tane haneye bakacak, tanıyacak, onları dinleyecek. Bakın, eve girip siyaset yapmayacak. “Tayyip Erdoğan şu kadar kötüdür, Bilal Erdoğan şu kadar kötüdür, damat şu kadar kötüdür.” demeyecek. Bunları diyenler zaten üst düzey siyasetçiler. Dinleyecekler sadece ve yüz tane derdi varsa bir tanesini bile olsa çözecekler. Bunu çözmesi için de ilçelere meslek gruplarının listesini çıkarttırdık. Diyoruz ki ilçe başkanı, ilçe yöneticileri sizin ilçenizde bulunan, CHP’ye gönül veren ancak kapı kapı gezemeyecek fakat kendi mesleği ile ilgili bize katkıda bulunmayı kabul eden insanların listesini çıkartın. Çıkarttık. Doktorlar, sağlıkçılar, hukukçular, mali müşavirler, kaportacılar, taksiciler, tesisatçılar, elektrikçiler. Ben esnafım gezemiyorum fakat CHP ile ilgili herhangi bir problem olursa CHP’nin işine yarayacak ben çözebilirim diyenlerin listesi. Şimdi öbek sorumlusu komşusunu tanıdığında şunu görecek; Türkiye gerçeğine baktığımızda, 400 kişinin 300 kişisi bir partiye sıkı sıkıya bağlı. Kemik seçmen dediğimiz yani çekirdek seçmen. Ne yaparsanız yapın bu insanları genellikle partilerinden koparamazsınız, çok zordur bunları kopartmak. Babadan, atadan CHP’lidir, ne yaparsanız yapın kapısına Tayyip Erdoğan’ı da gönderseniz AK Parti’ye oy vermez, CHP’ye oy verir. Benzerlerini diğer parti seçmenlerinde de görürsünüz. Bu 400’ün 300 kişisi zaten böyledir. İkna etmesi zordur. Peki kalan 100 kişi nedir her bir öbekte? Herhangi bir partiye sıkı sıkıya bağlı olmayan, biraz apolitik, biraz yurdum insanı, evine ekmek götürmeye çalışan, siyasetle pek ilgisi olmayan insanlar. Projenin birinci hedefi bu insanları ikna etmek. Nasıl ikna edecek? Evine gidecek, komşusu zaten aynı öbekte yaşıyorlar. Halini hatırını soracak, ihtiyaçlarını tespit edecek; ampulü patlak mı, suyu akıyor mu, çocuğunun derse ihtiyacı var mı, karnı aç mı? Bütün bunlara bakacak, görecek. Sonra elindeki listeye bakacak, bu komşuya yardım edecek birisi varsa bağlantıyı kuracak. Babası hasta, MR çekilecek 6 ay sonrasına randevu verilmiş. Gidecek, doktora diyecek ki bunu öne alır mısın? Bu kadar basit; ya da çocuk İngilizce’den kalıyor, bakacak listesinde İngilizce öğretmeni var. O çocuğu alıp o öğretmen ile bir araya getirecek. Bakın bunun için Türkiye genelinde 200 bin öbek oluşturmamız gerekiyor. Ve bu öbeklere girecek 200 bin kişiyi sokağa indirmemiz gerekiyor. Eğer indirebilirsek zaten iktidarız. Şu anda 200 bin kişiyi indirebileceğimizi düşünmüyoruz. Sokaklarda çalışacak bu kadar insanımız yok maalesef.

CHP’li olmayan üyeler

N: CHP’nin 1,3 milyon üyesi var. Buradan 200 bin kişi çıkmaz mı?

A.A.: 1,3 milyon üyemiz var. Kaçı gerçekten CHP üyesi, gerçekten bilmiyoruz. Benim tahminime göre bunların %25’i gerçekten altıoka sadık, CHP örgütünü benimsemiş insanlar değil. Yine de şu veya bu şekilde CHP’ye üye yapılmış, ön seçimde oy kullanırım ya da parti içi seçimlerde mahalle delegasyonunun belirlenmesinde oy kullanırım diye bir şekilde üye yapılmış. Aslen MHP’li, MHP’ye oy veriyor, fakat CHP üyesi. Aslen HDP’ye oy veriyor, fakat CHP üyesi. Amca çocukları, birisi CHP’li birisi MHP’lidir. Demiştir “gel mahallede bana oy ver, CHP’ye üye ol, yine MHP’ye oy ver ama mahalle seçiminde gel benim yanımda dur” demiştir. Bu şekilde çok sayıda insan var. Yaklaşık 400 bin üyemizin CHP’li olmadığını ben tahmin ediyorum. Ne kalıyor geriye yaklaşık 900 bin üye kalıyor. Bu 900 bin üyeye baktığınız zaman sokağa indirip kapı kapı gezdirecek 200 bin kişi bulamazsınız. Bunların büyük bir çoğunluğu iş güç sahibi insanlar. Biz 2023’e kadar 100 bin kişiyi mobilize etmeyi planlıyoruz. 100 bin kişiyi sokak çalışmalarına, sokak örgütlenmesine indirebilir isek bu durumda bu 400 kişinin içerisindeki 100 kişiye birer iyilik yaparak bunların içinden 20 kişinin bize oy verdiğini varsayarsak o zaman CHP’nin oy oranı %30’u geçiyor, sadece bu projeyle. Manifestonun ikinci bölümündeki reformlar bu şekilde olacak. Bunların da bütün altyapısı hazırlandı. Bütün bunları yaptığımız için çıkıyoruz zaten genel başkan adayı olarak. Peki 100 bin kişiyi sokağa indirmek kolay mı? Hayır, değil. 100 bin kişiyi bile sokağa indirmek kolay değil, bu yüzden bir adım daha geriye gidiyoruz. Nedir o? Bu 100 bin kişiyi partide nasıl mobilize ederiz? Bunun bir tek yolu vardır, o da parti içi demokrasiyi üst seviyeye getirmek.

Ön seçim mekanizması

Parti içi demokrasi üst seviyeye nasıl gelir? Eğer Ali milletvekili olmak istiyorsa bilecek ki ön seçimden çıkmak zorunda. Ön seçim olmazsa olmazıdır parti içi demokrasinin. Ali eğer milletvekili olmak istiyorsa bilecek ki kendi ilindeki üyeler ona oy verecek. Niye Ali’ye oy versinler? Eğer Ali sokağa inip, öbek sorumlusu olup kapı kapı gezerse ancak ve ancak o zaman insanların gözüne girer ve oy alır. Veya Aytuğ belediye başkanı olmak istiyor. Nasıl olacak? Ön seçimle olacak. Ön seçimin yolu nereden geçiyor? Üyeden geçiyor. Üye beni nasıl tanıyacak, artık laf söylemeye kimse inanmıyor? Aytuğ kapı kapı gezerse. Herhangi bir göreve gelmek istiyorum, o zaman sokağa inmek zorundayım. Bir başka olmazsa olmazımız parti içi demokraside çarşaf listedir. İl ve ilçe kongreleri çarşaf liste ile yapılmalıdır. Ben kendi adıma üyenin karşısına çıkıp “Ben Mersin’in Silifke ilçesinde yönetici olmak istiyorum,” dediğimde kendi adıma oy alacağım blok listeye sığınıp da oy istemeyeceğim. Üyenin bana oy vermesi için ne lazım? Beni sahada görmüş olması lazım. Bu şekilde çarşaf liste ile yaptıktan sonra çok rahat sahaya 100 bin insanı indirebiliriz.

CHP’deki sisteme savaş açtım

N: Kemal Bey gelmeden önce de buna benzer talepler sıklıkla belirtildi ve Kemal Bey de yönetimi devralır almaz bir ön seçim, zaman zaman çarşaf liste uyguladı. Yönetici dediğimiz profil zamanla bundan niye vazgeçiyor? Sonra bir geriye dönüş oluyor, ön seçimler kaldırılıyor, başarılı oldukça çarşaf listeler kaldırılıyor. Bunun sebebi nedir? Bunu tutacak olan nedir? Yarın genel başkan seçilirseniz 3 sene sonra, 5 sene sonra seçmeniniz bunu sizin de yapmayacağınızı nereden bilsin?

A.A.: Çok haklısınız. Genel başkanımızın bu kadar güvenilir bir yapıda olduğu halde verdiği sözlerden geri dönmesi büyük bir güven krizi yaratmıştır parti içerisinde. Kemal Bey 2010 yılında genel başkan olduğunda partinin bir önceki seçimde oy oranı %20,9’du. Kemal Kılıçdaroğlu koltuğuna bile ısınamadan 2011 seçimi oldu ve oy oranımız %25,9’a fırladı. Sadece ve sadece genel başkan değişikliği ve Kemal Bey’e duyulan güven nedeniyle 5 puan oyumuz arttı. Bu muazzam bir şey. Sadece CHP üyesinin değil halkın Kemal Bey’den beklentileri çok yüksekti. Ona “Gandhi” dediler. Muazzam bir rakamdı. Ve siyasette üretilen lakaplar ya da sloganlar kolay kolay tutmaz ancak halkın bağrından çıkarsa tutar. “Gandhi Kemal” tuttu. Onu dürüstlüğüyle, kararlı ve inançlı yapısıyla görmek istediler. Sonra ona “Sakin Güç” dediler. Kavga etmiyordu, laf yetiştirmiyordu, polemiğe girmiyordu. Sonra dediler ki “Halkın Umudu Kılıçdaroğlu.” Bunu sadece CHP üyeleri değil CHP’ye oy veren seçmen de telaffuz etti, inandı. Ama n’oldu? Zaman içerisinde 2011 yılında aldığımız %25,9’u 10 yıllık bir süre içerisinde 0,1 puan arttırarak %26 yapamadık. Her girdiğimiz genel seçimde oy oranlarımız adım adım azaldı ve en son genel seçimde %22,6’ya geriledi. Şimdi suç kimde? Suç hiç kimsede değil, hepimizde. Öyle bir sistem yaratmışız ki, öyle bir müesses nizam kurulmuş ki CHP içerisinde Kemal Kılıçdaroğlu gibi Gandhi, Sakin Güç, Halkın Umudu olan bir insanı bile hayallerini gerçekleştirmekten alıkoydu. Bu müesses nizam bunu istiyor, “arkadaş ilçe seçimlerine karışma, ilçe başkanı istediğini yapsın. İl seçimlerine karışma, il başkanı istediğini yapsın. Kurultaya karışma, genel başkan istediğini yapsın,” diyor. Bunu kim istiyor? O insanların etrafında bulunan insanlar istiyor, bir süre sonra da liderlerin de hoşuna gidiyor. Şimdi benim savaşım Kemal Kılıçdaroğlu’yla kişilerle değil. Kemal Kılıçdaroğlu iyi bir insan, dürüst bir insan, çalışkan bir insan. Etrafında bulunan bütün arkadaşlarım içinde aynı şeyi söyleyebilirim. Hepsi kendi alanlarında uzman, dürüst ve çalışkan insanlar.

SHP deneyimi

Eksik olan nedir? Eksik olan sistemdir. Yanlış olan nedir? Yanlış olan kurulu sistemdir. Şimdi ben bu projeyle kişilere değil sisteme savaş açtım. 70 yıldır ilk defa birisi çıkıyor ve sisteme meydan okuyor. Bizim reform hareketi diyor ki, bu partinin gerçek sahibi üyelerdir. Üyelere dayanmadan hiçbir iş yapamazsınız. 70 yıldır yaptınız, boyunuzun ölçüsünü aldınız. 70 yıldır üyeye danışmadan yaptınız ve iktidar olamadınız. Arada alacağımız örnekler var mı? Var, SHP’de var. Mesela SHP’de Erdal İnönü döneminde 1989 yılında yerel seçimlerde hep ön seçim yapıldı, hep üyenin istediği adaylar adaylaştı ve biz Türkiye’nin belediyelerinin yarıdan çoğunu kazandık. Yani şu an ki ittifakla kazandığımızdan çok daha iyi noktaya geldik. Tek başına SHP, o zaman CHP yoktu kapatılmıştı 12 Eylül döneminde. SHP bunu yaptı ve başardı, önümüzde bir örnek var. Bütün adaylarını üyeye soran bir SHP örneği var. Bir de son 70 yıldır kendi kafasına göre davranan, genel merkeze göre davranan bir CHP modeli var. Şimdi ikisini kıyaslarsanız üyeye sorulduğu zaman başarının arttığını görüyoruz. Bu demek değildir ki “CHP yönetimi kendi belirliyor, hiç ön seçim yapmıyor” demiyorum. Yapıyor ama göstermelik, belli başlı yerlerde yapıyor, birkaç tane yapıyor. Ben bunu yaptım diyor ama büyük oranda adayları, milletvekillerini, belediye başkanlarını genel merkez belirliyor. Böylece insanlar, CHP’liler herhangi bir yere aday olmak için demin bahsettiğim sokak örgütlenmesine inmek yerine, kapı kapı gezip zor bir iş yapmak yerine eline bir kilo baklavayı alıyor genel merkeze gidiyor. O daha kolay. Ben şöyle iyiyim, böyle iyiyim, bu kadar muazzamım, şurada buyum diyor, özgeçmişini sunuyor ve genel merkezden medet umuyor. Bunu ben de yapmak zorunda kaldım ön seçim yapmadıkları için 2011’de. Bunu yapanları kınamıyorum, yanlış anlamayın. Ben de yaptım, neden? Çünkü sistem böyleydi. Uğraştık, didindik. 2015 yılında ön seçim yaptırdık. Ve ben ön seçime girdim, ön seçimden çıkarak tekrar milletvekili oldum. Yani 2011’de benim milletvekili olduğum dönemde ön seçim yapılmadı 1-2 yer dışında, herkes genel merkeze hücum etmişti. 2015’te çok uğraştık; 4 yıl sonra ön seçim yaptırdım ve o dönemde milletvekilleri arasında ön seçime giren 8-10 kişiden biri benim. Mersin’de aktif milletvekilleri arasında ön seçime giren tek kişi benim. Ve çıktım ön seçimden. Bütün bunları yaşamış bir insan olarak, hekim gözüyle de baktığım zaman teşhisi böyle koyuyorum.

CHP üyesinin yeniden tanımı

Sırtınızı üyeye dayayacaksınız. Üye sizin partinizin tek sahibidir, başka da hiçbir sahibi yoktur. Şimdi üç adım geri gittik, üye kimdir bir adım daha geri gideceğiz. Demin demiştim size, üyelerimizin yaklaşık %25’inin gerçekten CHP’ye oy verdiği konusunda şüphelerimiz var. Bunun için de üyenin tanımlanması lazım. Peki üyeyi kim tanımlayacak? Üyeyi üyenin kendisi tanımlayacak, bu zor bir şey değil. Bir Pazar günü 973 ilçede sadece “CHP üyesi kimdir?” gündem maddeli bir danışma kurulu toplantısı yapılacak ve oradan elde edilen bilgiler kademeli olarak illerde değerlendirilecek sonra genel merkeze gelecek ve CHP üyesinin tanımı yapılacak. Böylece CHP üyeleri gerçek anlamda 70 yıldır iktidar olmadıkları halde partisini terk etmeyen, çocukları işten atıldığı halde, mülakatlarda saçma sapan bir şekilde elendikleri halde, her yerde bedel ödedikleri halde partisini terk etmeyen gerçek üyelerimiz partinin sahibi olacaklar ve biz onlara soracağız: “Kimi aday gösterelim, kim belediye başkanı adayımız olsun, kim belediye meclis üyesi adayımız olsun, kim cumhurbaşkanı adayımız olsun?” Hepsini ona soracağız. Bakın bunları yapmak için herhangi bir kanun değişikliğine gerek yoktur, sadece ve sadece tüzük değişikliği yapmak gerekir ve ben bu tüzük değişikliğini yapmak üzere bu manifestoyu hazırladım. Bu manifesto gerçekleşirse zamanı beklemeden bir olağanüstü kongreler süreci başlatıp sıfırdan yeni kurultay üyeleriyle bir kurultay yapmayı da hedefliyoruz. Böylece partiye bir kan gelecek, bir can gelecek. Bunu çok ama çok önemsiyoruz. Ancak bu şekilde CHP’nin zemine sağlam bir şekilde oturacağını yani üyeye güvenerek yol alacağını öngörüyoruz. 

CHP’ye oy verenler daha güzel program yazar

N: Üyeler bütün bunları belirleyecekse programı da belirlemeleri icap eder diye düşünüyoruz. CHP’de bir program tartışması da var. Programa dair bir öneriniz var mı? Neler olacak programda ya da sizin ortaya koymak istediğiniz yöntemsel açıdan programı nasıl yazmak lazım?

A.A.: En büyük sorunlarımızdan bir tanesi de yaşadıklarımızdan ders almıyoruz CHP olarak. Ya Allah aşkına o kadar zeki, akıllı insan bir araya gelmiş niye yaşadıklarımızdan ders almıyoruz? Örneğin, bir önceki kurultayda bir üye tanımı yapıldı; bu üye tanımı şimdiki tanımdan daha iyiydi. Fakat tanım öyle bir şekilde yapıldı ki, kapalı kapılar ardında bir grup insan tarafından yapıldı. Tanımlama doğruydu fakat yöntem yanlış olduğu için kurultay delegeleri öneriyi reddetti. Dediler ki “Üyeyi tanımlamak size mi düştü, biz kendimizi tanımlayabiliriz” dedi ve o güzelim maddeyi reddetti. Ya bundan bir ders çıkartmak lazım. Şimdi program belirleniyor, inanın bana CHP’ye oy veren bu kadar nezih kitle vallahi billahi genel merkezdekilerden daha iyi bir program yapar. Çünkü kollektif çalışma dışarıda. O nedenle halkın, üyenin hazırlamadığı bir program yeterince destek bulmaz, kimse programa destek çıkmaz. Herkes kendi hazırladığı programa sahip çıkar. Yemeği siz pişirirseniz ne kadar lezzetli olmuş dersiniz ama yemeği yiyen birinin o kadar umrunda değil. O nedenle program tıpkı tüzük gibidir. Tüzük de öyle; halka, üyeye soracaksınız, zor bir şey değil ya. İnternette yayımlayacaksınız taslak programı ya da tam tersini yapacaksınız, diyeceksiniz ki “konu başlıkları bunlar, bize geri bildirimde bulunun, biz derleyip toplayıp size tekrar sunalım.” Oradan gerçek bir program oraya çıkar. Yoksa program hazırlamakla görevlendirilen insanlar gerçekten iyi insanlar, donanımlı insanlar, boş insanlar değil ama CHP bunu kaldırmıyor. Siz ne kadar iyi, mükemmel olursanız olun size biat etmiyor, itaat etmiyor. İstiyor ki doğrudan doğruya mutfağa girsin. E açın mutfağı insanlar gelsinler, mutfakta çalışsınlar, birlikte yemeği pişirin, yemeği birlikte yiyin. Bu yemeği siz beğenmezseniz üye olarak halka nasıl beğendireceksiniz. O yüzden programın kesinlikle üye tarafından yapılması lazım, üyenin onaylaması lazım demiyorum, üyenin hazırlaması lazım. Siz çıkarsınız bir çerçeve yaparsınız şu şu konularda bir program yapmak istiyorsunuz, hemen komisyonlar kurarsınız. Her ilçede komisyon kurmak zor değil. Her ilçede sağlıkçılarımız, hukukçularımız, öğretmenlerimiz var. Aklınıza hangi program maddesi geliyorsa ilçelerimizde ve illerimizde yeterince deneyimli insan gücümüz var. Bunları harekete geçirmek lazım, bunlar harekete geçmez ise program yine kendi kafalarına göre yapılmış olur ve doğru da olmaz. Amacına da ulaşmaz.

Programıma sahip çıkılırsa mutlu olurum

N: Yarın genel başkan seçilemezseniz ve bir yönetim gelir “hocam bunlar çok değerli biz bunları yapalım” derlerse ne yaparsınız?

A.A.: Benden daha mutlusu olmaz. Çünkü ben manifestoyu hazırladıktan sonra bile genel başkana götürdüm. Dedim ki “benim manifestom budur.” Hatta belki dikkatinden kaçmış olabilir diye mektup yazdım, mektubun içine de koydum. Şu anda benden başka adaylığını açıklayan yok. Muhtemelen genel başkan adayı olacak diye tahmin ettiğim için ona gönderdim. Mesela aday olması muhtemel olan barolardan önce isimleri geçen bazı arkadaşlarımız vardı. Manifestoyu onlara da gönderdim, TV’de de anlatıyorum. İstiyorum ki AK Parti bile almak istiyorsa bile alsın. Hangi parti almak istiyorsa alsın, kendileri bilir. Ben fikri ürettim, ülkem için ürettim. Bu fikirlerin tamamı ülkeme hizmet içindir ve parti bunun aracıdır. Benim amacım genel başkan olmak değildir. Genel başkan olmaktaki amacım partiyi araç olarak olarak kullanıp ülkeye hizmet etmektir. Bütün siyasi partiler araçtır. İnsanlar partileri amaç olarak kullanıyorsa bu amaçlarına ulaşıyorlar ve orada kalıyor. Genel başkan derse ki “Tamam sen kaybettin Aytuğ Atıcı gel beraber çalışalım.” Çalışacağım bir tek yer vardır parti okuludur. Onun dışında hiçbir idari görev almama gerek yok, zaten ben neler yapılacağını anlattım. Buyursunlar yapsınlar, destek istiyorlarsa baş göz üstüne. Ben de kuruluşunda görev aldığım parti okulunda tüm gücümle ölene kadar çalışacağımı beyan etmiştim. Şimdi imza konusunu da siz sormadınız ben söylüyorum. İmza konusunda da gittiğimiz yerlerde imza vermeye korkan insanlar var. İmza verecek olanlar var. Verenler var. İmza verip “Ya biz sizi çok seviyoruz, size imza vereceğiz ama size oy vermeyeceğiz genel başkana oy vereceğiz.” diyenler var. “İmzamız da oyumuz da sizin.” diyenler var. Fakat Türkiye’de il ve ilçe kongrelerinde de yaşandığı gibi, bir önceki kurultayda Muharrem İnce’nin adaylığında da yaşandığı gibi maalesef verilen imzaların bir kısmı geri çekilebiliyor, bunları yaşayabiliyoruz. 70 tane imza lazım, istersen 3 katını bul 210 imza ile git 1 saat içerisinde hepsi geri çekilebiliyor bu partide. O yüzden 500 imza da olsa elimde son dakikaya kadar bunun bir garantisi yoktur, hepsi geri çekilebilir. Böyle bir kötü geleneği de yok etmek gerekir. Bunu yok etmenin de en önemli yolu şudur, mevcut genel başkanın da imza ihtiyacı olmaması gerekir. Yani mevcut genel başkan aday olmak isterse doğrudan aday olmalıdır. Bu sistem değişene kadar, tüzükte bu değişene kadar genel başkan olursam ve bunu değiştiremezsem ve bu durumda 70 imzaya ihtiyacım varsa söz veriyorum. Sadece 70 imza götüreceğim, 71 değil. Neden, çünkü son kurultayda Sayın Kemal Kılıçdaroğlu için binin üzerinde imza toplanmıştı fakat aldığı oy 700 civarındaydı. Yani insanlar imzalarını mecburen verdiler, fakat oy vermediler. Bu çok acı bir şeydir partimiz adına, genel başkanın imzaya ihtiyacı olmaması lazım ya da illa imza olsun deniliyorsa da sadece yeter sayıda imzayı divana teslim etmesi lazım, bu kadar. İmza vermek ile oy vermek arasındaki farkı çok iyi anlamak lazım. Oy vermek “Ben bu manifestoya kefilim, inandım ve destekliyorum.” demektir. İmza vermek de “Ben demokrasiye inandım, bu çok adaylı bir yarış olmalıdır, bu manifesto fena değil Aytuğ Atıcı da aday olabilir. Ben Aytuğ Atıcı’ya oy vermesem de ona imza verip çok adaylı hale getireceğim.” anlamını taşır. CHP’liler Doğu Perinçek gibi bir insana sırf Cumhurbaşkanı adayı olsun diye imza verdiler. Adam 100 binin üzerinde imza topladı, aldığı oy 90 bin küsür. Düşünün, sırf yarışa girsin diye. CHP’liler gittiler sayın Meral Akşener’e, Temel Karamollaoğlu’na imza verdiler. Hatta parti 15 milletvekilini İYİ Parti seçime girebilsin diye transfer etti. Neden böyle bir şey yaptılar, demokrasi olsun diye. Temel Karamollaoğlu’na, Akşener’e, Perinçek’e imza veren CHP’liler eğer Aytuğ Atıcı’ya imza vermezlerse bu durumda nasıl bir ruh hali içinde oluruz. Herkesin bunu düşünmesi lazım. Bu nedenle eğer bizi o koltuğa layık olanlardan biri olarak görüyorlarsa imza vermek durumunda. Eğer beni layık görmüyorsa imza vermesin ayrı konu. Hazırladığımız manifesto; ben bunun altına imza atarım diyorsa imza versin. Ya bu manifesto çok kötü ben bunu kabul etmiyorum diyorsa imza vermesin. Eğer bizi layık görmüş ama manifestoyu doğru bulmuyorsa imza versinler. Beni layık görmüş ama Kılıçdaroğlu’nu daha çok layık görüş ise gitsinler Kılıçdaroğlu’na imza versinler. Benim projelerimi beğenmiş ama Kılıçdaroğlu’nun projelerini daha çok beğenmişlerse Kılıçdaroğlu’na oy versinler. Ama imza vermeyerek beni yarış dışı bırakırlarsa bunun sorumluluğunu da hepimiz birden paylaşmış olacağız. Kürsü de olmak değil. Ben her hafta kürsüye çıkıyorum. Haftada 2 defa TV’ye çıkıyorum. TV bir kürsüdür. 7 senede milletin kürsüsünden bunları haykırdım. Benim kürsüden hitap etmek gibi bir derdim yok. Benim aday olmak ve CHP’ye başına geçmek ve o CHP’nin Türkiye’ye hizmet etmesini sağlamak gibi bir derdim var. Önüme bir hedef koyayım, genel başkan olayım ya da bir hedef koyayım, aday olayım da delegeye sesleneyim; hayır benim böyle bir hedefim yok. Ben aday olmak istiyorum, beni adaylaştırmak CHP delegasyonunun sorumluluğundadır. Benim genel başkan olmam benim sorumluluğumdadır. Ben ikna edeceğim insanları aday olarak. Ama beni adaylaştırmak delegelerin sorumluluğudur. Adaylaştırdıktan sonra onların oyunu almak ve genel başkan olmak benim sorumlululuğumdadır. Ondan sonra da Türkiye’yi yönetmek, o da bizim sorumluluğumuzdadır. Öyle bir süreci yaşamak gerekiyor.