Başka kıyı

Başka kıyı

Funda Başaran

Arundhati Roy, “Bu salgın bize, kendimiz için yarattığımız kıyamet günü makinesini düşünme şansı veriyor, hiçbir şey normale dönmekten daha kötü olamaz” başlığı ile Türkçeye çevrilmiş olan yazısında “tarihsel olarak, pandemiler insanları geçmişlerinden kopmaya ve nasıl bir dünya istediklerini tekrardan düşünmeye zorladı. Bu da farklı değil. Bu bir portal, bir dünya ile diğer bir dünya arasındaki geçit” diyor. Bu cümleye gönülden katılıyorum. 

İki dünya arasındaki geçiti düşünüyorum. Roy’un geçidi basitçe bir kapı değil… Kapı da bir nevi geçit elbet. Ama kapı ile geçit arasında fark var. Kapı bir mekandan başka bir mekana geçiş için kullanılıyor, kendisi bir mekan değil, zamansal olarak ise olsa olsa bir anı temsil ediyor. Geçit ise içinde kendi başını ve sonunu taşıyan, zamanın neredeyse durduğu, kendisi mekana dönüşmüş bir yer. Geçitten başka bir mekana değil, başka bir dünyaya, yani karşı yakaya, başka kıyılara geçiliyor, yani umudun somutlaştığı ütopyaya geçiliyor. 

*************

Karşı yaka deyince, bu bana suları hızlı akan nehirlerde bulunması gereken geçitleri anımsatıyor. Bu yakayı, şu an içinde yaşadığımız dünyayı biliyoruz. Karşı yakanın, başka kıyıların, Roy’un bahsettiği geçidin bizi çıkartacağı diğer dünyanın ise bilgisine sahip değiliz. Uzaktan baktığımız bu kıyılara dair sadece olasılıklar var. Bu olasılıklar çok geniş bir yelpazeye yayılıyor ve çok çeşitli, çok çelişkili ama umutlu… Nehre girmekten korktuğumuz için, geçit bulamamaktan korktuğumuz için hiç denenmemiş olasılıklar, umutlar. 

Ama bugün açık ki bildiğimiz hiç bir şey geçerli değil, o nehirin suları çoktan taşmış, bulunduğumuz kıyı sular altında kalmış durumda. Nehrin akıntısında sürükleniyoruz. O halde, hazır nehre girmişken, ıslanmışken kendimizi akıntının bizi götüreceği yere teslim etmektense, o uzaktan baktığımız olasılıklar diyarına ulaşacak bir geçit bulmalıyız. Yani Roy’un geçidi kendiliğinden önümüze açılan bir kapı değil, bir fırsat; kapıldığımız akıntıda yüzmeye çalışmak ve o akıntının bizi çıkartacağı kıyıya rıza göstermek yerine ayağımızı yere basıp umut ettiğimiz kıyılara ulaşmaya çalışma fırsatı…

*************

Ama karşı kıyıya ulaşmaya çalışırken, Marx’tan alıntıyla “olduğu yerde donup kalmış koşulları, kendi şarkıları eşliğinde dans etmeye zorlamalıyız”. Karşı yakanın şimdideki bağlantılarını unutmadan; şimdi ve şu anda varolan olasılıkları saptayarak; Benjamin’in Tarih Meleğini anımsayarak, “bize geçmiş olarak anlatılan üstüste yığılmış felaketler yığınının içinde bir ışıltı olarak yakalanabilecek fırsatların kaçırılmasının, olasılıkların gerçekleştirilememiş olmasının koşullarının” farkında olarak; ayağımızı yere basıp, adım atmalıyız.  

Geriden ileriye, şimdinin içinden geleceğin ötesini tasarlamak için, adımlarımızı önce bir adım, sonra iki adım, her adımda yeniden başlayan bir dans gibi, her yaşadığımız şimdide yeniden ve yeniden tercih ettiğimiz olasılığı gerçek kılmak için politik strateji oluşturarak, örgütlenerek… Akıntıyla birlikte yüzdüğümüz yanılsamasına karşı, akıntıya karşı durmanın değil ama önüne kattığı her şeyi sürükleyen bir akıntının bir parça yavaşladığı, karşı kıyıya geçişe izin verdiği yeri, geçidi bulmaya çalışarak…

Ayağımızı yere basıp, dansa başlarsak geçidi bulabiliriz sanki. Başka kıyılar bizi bekliyor…