Bir Şüpheli Kurtarma Girişimi: Helalleşme Meselesi

Bir Şüpheli Kurtarma Girişimi: Helalleşme Meselesi

Eren Aksoyoğlu

Millet İttifakı’nın yükseliş ivmesinde olduğu dönem, özellikle İyi Parti merkezli gelişmelerin ittifakı sekteye uğratabileceği, yükseliş ivmesini geriletebileceği, hatta ittifakın bitebileceği şüphelerini doğurmuştu. Esasen çete lideri Alaaddin Çakıcı’nın açıklamalarının ardından İyi Parti’den tepkilerin yükselmemesi CHP kanadında bazı kırgınlıklara yol açmış, sonrasında İyi Parti’nin üst düzey bir yetkilisinin Ankara’da bir belediye başkanıyla görüşmesi sırasında “ittifakın bitebileceğini” CHP liderine “duyurmak istemesi” telaşa neden olmuştu. Ankaralı belediye başkanı bu büyük sorunu CHP liderine taşıyınca aynı gün Kılıçdaroğlu-Akşener ikilisi yan yana gelmiş ve kamuoyuna “birlikteyiz” mesajı vermişti. Buna benzer bir dizi olay aylar içerisinde peş peşe geldi. CHP örgütleri ile İyi Parti teşkilatları arasında görülen belediye-istihdam merkezli uyumsuzluklar liderler düzeyinde sık sık bir balans ayarıyla giderilmeye çalışıldı.

Faruk Acar tartışması

Siyasi çevreler Erdoğan’ın siyasi kariyeri boyunca yol arkadaşlığı yaptığı Faruk Acar’ın Meral Akşener’le görüştüğü, artık İyi Parti’nin siyasal iletişim çalışmalarını yapmaya “razı geldiğini” (bu haber Acar’ın İyi Parti içinde saldırılara maruz kalmaması, partiye güçlü girmesi için oldukça köpürtüldü) gazete köşelerinden okumadan önce Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığı için pek çok ön hazırlık yapılmıştı. Ekibin başına geçmesi için bazı akademisyenlere teklif dahi götürülmüş ancak yine AKP’nin toplumsal mahallesinden bir isimle, kamuoyu araştırmacısı İbrahim Uslu’yla anlaşılmıştı. O da Faruk Acar gibi geldiği partide linç edilmemek için önce bu kurumsal teması saklama gereği duydu, sonra da “CHP’nin sosyal demokrat bir parti olarak yoluna devam etmesi” gerektiğini söyledi. Böylece güçlü kalemlerin, sosyal demokratik kamuoyunun eleştirilerinin uzağında kalabilirdi.

Uslu ve şüphesiz Kılıçdaroğlu’nun diğer danışmanları sürmekte olan sağcılaşma eğilimi eleştirilerine maruz kalmadılar. Bütün eleştiri parti liderinde toplandı. Aynı dönemde Faruk Acar, Ömer’in Yolu kampanyasıyla İyi Parti’nin seküler-kentli seçmeninin sinir uçlarına dokunuyor, ilk eleştirileri de aynı zamanda CHP seçmeni olan Alevi kamuoyundan topluyordu. Israrla sürdürdüğü, hiçbir sosyolojiye tekabül etmeyen Ömer’in Yolu kampanyasını (gerçekten böyle midir, yoksa bir tevatür müdür bilinmez) Millet İttifakı’ndan ayrılma teklifine kadar sürdürdü. CHP çevresinde sıklıkla konuşulan teze göre İyi Parti Millet İttifakı’nda kaldığı sürece alabileceği en yüksek oyu zaten almıştı ve Erdoğan’ın ayakta durmaya takatinin kalmadığı bir dönemde AKP’deki olası bir parçalanmadan dolayı pastadan en büyük dilimi almak için ittifak dışına çıkmalıydı. CHP çevresinde bu olasılık konuşulurken Deva Partisi’nin ittifaka eklemleniyor olması aynı sosyolojik tabandan beslenmeyi isteyen İyi Parti yönetimini şüpheye düşürdü. Bütün bu süreçten anlaşılan ise şu oldu: Millet İttifakı’nın iki güçlü partisi bir köşe kapma oyunu oynuyor; örneğin Ali Babacan CHP’yle temas kurma gereği duyarken Muharrem İnce İyi Parti’yle benzer bir temas kuruyordu. Hem de bahsi geçen iki parti de ittifakın uzağında partilerini büyütmeye çalışırken.

Faruk Acar’ın reklam kampanyasıyla başlattığı tartışma gözlerin Lütfü Türkkan’a çevrilmesiyle biraz olsun kesilmişe benziyor. Ancak başka bir tartışma bu defa CHP’de başlıyor.

Yeni siyaset yapma tarzı: aksiyon alma

CHP’de ekipler çoğunlukla oluşturulmaz. Mevcut ekipler ayrışır, yan yana gelir veya mevzi tutar. İşbirlikleri olur, ilerlenir ve bu birliktelikler sona erer. Ancak parti liderinin çevresine konuşlandırılan ekip sadece lidere bağlı olan, dolayısıyla parti içinden başka ekip veya kliklerle bağı olmayan aktörlerden oluşturuldu. Kılıçdaroğlu partinin görüntüsüne liberallere göre “değişim dinamiği” eklediğini göstermek için sıklıkla parti dışı isimlerden ekipler oluşturuyor. Bu siyaset yapma tarzı aynı zamanda partideki ritüelleri ve pratikleri dönüştürüyor, örgüt fetişini parçalıyor, içerideki sayı arttığı için partililerin beklentilerini törpülüyor. Bunların tamamı ayrı ayrı eleştiri konusu. Ancak yeni siyaset yapma tarzında dozu ayarlanamayan bir sorun daha var: aksiyon alma.

Kılıçdaroğlu’nun “herkesten” Parti Meclisi’ne, oradan MYK’ya, oradan da Millet İttifakı liderler masasına kadar daralan; “gençlerin demokrat amcası” görüntüsüyle siyasal iletişimcilere meze olan demokratik katılım pratiğinin bir bölümü genel başkanlık katında oluşturulan danışmanlara geçiyor. Danışmanların en büyük görevi ise aksiyon almak. Sosyal medyada dolaşıma sokulan mutfak videoları, gündem takip eden emojili tweetler ve parti liderinin “özgüvenle” tanımlanması beraberinde genel başkanlık katındaki danışmanlara da lüzumsuz bir özgüven katmışa benziyor. Zira danışmanların kamuoyunda çokça tartışma yaratan helalleşme videosunu Salı günü grup konuşmasıyla ve ilk kez kendi Twitter hesaplarından yaptıkları açıklamalarla desteklemeye çalışması geri adım atmama isteğini gözler önüne seriyor. 

Örgütler tedirgin, parti çevresi destekçi

Kılıçdaroğlu-Akşener çiftinin Erdoğan-Bahçeli çiftinin hemen ardından yaptığı görüşmenin sonunda yapılan basın açıklamasının sorular bölümünde Kılıçdaroğlu’nun “yalnızca ekonomi” uyarısında bulunması büyüme eğilimi gösteren krizi söndürmeyi isteme çabası olarak anlayabiliriz. Ayrıca bu soruları ev sahibi Akşener’in alması beklenirdi, ancak Kılıçdaroğlu misafir olmasına rağmen soruları kabul edeceğini belirtmiş oldu.

Aslında parti liderinin hem Salı günkü grup konuşmasının hem de bugünkü Kılıçdaroğlu-Akşener görüşmesinin sonrasındaki sorularda itidalli davranmasının arkasında pek çok yerden gelen ses var. CHP lideri uzun süredir çok adaylı kongre yapmamaya, listelerine Babacan ve Davutoğlu karşıtı isimleri almamaya, neredeyse en ufak delikten gelecek sesleri kesmeye özen gösterdiği bir dönemde helalleşme çıkışına gelen sesleri de kesmeye özen gösterdi. Öyle ki birkaç gündür her fırsatta kamuoyunun önünde şikayet ettiği örgütlerinden gelen homurdanmaları kesmek istemesinin yanı sıra, uzun süredir ilk kez parti çevresinden gelen destekleri kullanmayı/desteklerin kullanılmasını istemedi. Hem de örneğin Politikyol gibi mecraların sistemli çabalarına rağmen.

Şüpheliler ne tarafa düşecek?

Helalleşme meselesi Salı grup konuşmalarıyla birlikte helalleşme-hukuk ekseninde tartışılmaya başlandı. CHP lideri iki konuyu birbirinden ayırarak tartışmayı bir nebze azaltabileceğini düşündü. Bu oldukça işe yaradı, zira helalleşme, konuşmasında saydığı isimlerle ete kemiğe bürünmüş oldu. Ancak bu Kılıçdaroğlu’nun kişisel hesaplaşmasının daha ötesine geçemezdi. Ama zaten kendisinin kimliği nedeniyle özne, hatta mağdur olduğu bir durumdu bu. Sıklıkla eleştirdiği eski CHP’nin halen kendini “devlet zannetme” patolojisinin sürdürülmesinden başka bir şey de değildi. Ayrıca Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği değerler halktı ama o devlet gibi davranmayı tercih etti. Bunun yanı sıra Kılıçdaroğlu helalleşme isteğiyle AKP’yi de aşan sağ siyasetin her aşamada tahakküm ettiği hukuk düzeninin şüpheli olarak dahi görmediği şüphelileri bizzat affetmiş oldu. Özneyken, mağdurken ve hiçbiri dara/sorguya çekilmemişken.

Yeni bir merkezin inşasında denemeler

CHP Genel Merkezi, genel başkanlık katındaki lüzumsuz özgüvenin saplandığı helalleşme tartışmasının bir üst politikasında şüphesiz yeni bir merkezin inşası yatıyor. CHP ve sağ partilerin yan yana gelerek pek çok Anayasa maddesinde uzlaşması bu merkezin inşasının en önemli aşamalarından biriydi. Aslında rasyonel olan buna ek olarak ulusal eğitim politikası, ulusal dış politika gibi pek çok başlığı bir tür hükümet programına dönüştürmeye çalışmak olurdu. Ancak Millet İttifakı’nın bir iç çekişme görüntüsü de verme riski taşıyan rol kapma yarışı, buna ek olarak siyasal iletişimcilerin doğrudan politikaya müdahale eden fatura kesme isteği ittifakı bugüne getirdi. 

Peş peşe hamleler ve açıklamalar; Kılıçdaroğlu’nu Cumhurbaşkanı, Akşener’i Başbakanlığa taşımalar; belediye başkanlarına pozisyon açmaya çalışmalar yeni merkezin inşası tartışmasını da genel başkanlık katlarında bırakıyor. Bu düzenin bu şekilde sürebileceğini sanmak epey saflık olur.

Artık Millet İttifakı da, Cumhur İttifakı kadar kırılgan. Çünkü artık iki ittifak da genel başkanlık katlarından yönetiliyor. Hem de AKP eskilerinin olduğu masalarda.