CHP’ye uyarı: ’İktidar kendiliğinden gelmez’

CHP’ye uyarı: ’İktidar kendiliğinden gelmez’

CHP tarihin en büyük fenomenlerinden birisi. Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmakla övünen dev kadrolarıyla daima tartışıldı. Hakkında yazılmış yüzlerce kitap ve makale var. Cumhuriyet tarihinin CHP’ye temas etmeyen hiçbir dönemi yok. Bu büyük fenomen tarihsel bir dönemeçte büyük bir kongreye daha gidiyor. Bu defa şartlar oldukça farklı. Asırlık çınar seçim barajına takılıp Meclis dışında kaldığı zamanlarda bile coşkulu kongreler yapmış; bazen güller birbirine uzatılmış, bazen de sandalyeler havada uçuşmuştu. Şimdi COVID-19 salgını nedeniyle görece sükunetli bir kongreye hazırlanıyor. Nüve olarak bu sükuneti sosyal demokrasinin düşünsel iklimini kurmada bir tehdit olarak görerek CHP dosyasını açmak istedik. Genel merkez yönetimi ve onların muhalefetiyle bir dizi röportaj yapmanın ideolojinin tartışma zeminine katkı sunmasının çok iyi olacağına inanıyor, birkaç gün sürecek dosyayla Nüve okurlarını baş başa bırakmak istiyoruz. Son bölümde parti çevresinde konumlanan ve Türkiye solunun düşünsel iklimine katkı sunmaya çalışan Universus Sosyal Araştırmalar Merkezi, IstanPol Institute ve İvme Hareketi’nin sözcüleriyle konuştuk.

Ali Naki, CHP Dosyası

Türkiye solu içinde post Marksizmden üçüncü yol sosyal demokrasiye kadar pek çok hareket var. Bu hareketlerin pek çoğu farklı fazlarda Türkiye’nin sosyal demokrat partisiyle ilişkili. Ancak en yakın ilişkili grup İvme Hareketi. İvme partinin bağrından kopan gençleri barındırıyor. İvme’den Çağatay Bayrak sorularımızı cevapladı:

O gemi mutlaka gelecek mi?

Nüve: Gençlik örgütleri postmodern dönemle birlikte şekil değiştirdi. Artık ortak dava yerine ortak fayda göz önünde bulunduruluyor. Bir araya gelen gruplar faydayı sağlamadan veya faydayı sağladıktan sonra dağılıyorlar. CHP’nin ise bu kalıplara uymayan bir gençlik örgütü var. Gençlik örgütlerine ve gençlik hareketlerine bakışınız nasıl?

Çağatay Bayrak: Bugün siyasal bilgiler mezunu gençlik kolu başkanı bir arkadaşım parti işlerinden politika yapmaya zaman bulamadığını anlatıyor. “Kalıplara uymayan gençlik örgütü” gündelik parti “aktivite”lerini yerine getirmekle fazlaca meşgul ediliyor. Benzer durumu solda yer alan gençlik örgütlerinde de gözlemlemek mümkün. Oysa gençler işsiz ve gelecek hayallerinden gün geçtikçe uzaklaşıyor. Diğer yandan parti ve örgütlerde bugün gençlik, siyasal katılımdan da izole edilmiş durumda. Partilerin ve kitle örgütlerinin takım elbiseli, beyaz saçlı ve erkek yönetimlerinde ancak numunelik olarak yer bulabiliyorlar. Parti gençlere her kademede katılımın önünü açmalı ve hayal kurdurmalı, gençler hangi aktiviteleri yapacağına kendisi karar vermeli.

N: Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin bir iktidar beklentisi var. Esasen bu sahiden bir beklenti. Neyi bekliyor parti?

Ç.B.: Partinin iktidar beklentisi bir dizinin deniz kıyısında çekilen bir sahnesini anımsatıyor: “O gemi mutlaka buraya gelecek”. Soruyoruz ne zaman gelecek, ne ile gelecek, nasıl gelecek, kiminle gelecek? Yanıt yok. Bu sessizlik mevcut çıkarların korunması ile ilişkili olsa gerek. Açıkça bir muhafazakarlık söz konusu.

Parti mücadelenin aracı olmalı

N: Nasıl bir siyasi şekillenme gerekli? Ne yapmalı?

Ç.B.: Özeleştiri vermeden, iktidarın araçlarını, kiminle ve ne zaman gerçekleştirileceğini, hangi araçların kullanılacağını, üretimi ve bölüşümü tartışmadan bir halk iktidarı yaratabileceğimize inanmıyoruz. Kıdem tazminatının kaldırılmasına, Kürt sorununa, kadına karşı şiddete, çevre felaketlerine, LBGTİ haklarına, esnek çalışmaya, işsizliğe çözüm politikaları oluşturmak sol bir alternatifin aktiviteleri olmalı. İktidar, ülkenin gerçekleriyle yüzleşmeden gerçekleşmeyecek. Ayrıca “kendiliğinden” de gerçekleşmeyecek. Toplumun ezilen kesimleri yönetime katılarak kendi kaderlerini kendileri belirlemeli. Parti de bu mücadelenin aracı olmalı. 

N: Toplum ne istiyor? Bir sakinlik mi, bir kaos mu var toplumsal katmanlarda.

Ç.B.: Toplum zaten iktidarlar eli ile yaratılan bir kontrollü kaos ortamında yaşatılıyor. Bilincinin arka yerlerinde mutlaka huzur ve mutluluk dolu bir “sakinlik” arzuluyordur. Ama toplumsal eşitsizliğin bu denli artması yakın zamanlarda kaostan uzak bir gerçeklik göremeyeceğimizi düşündürüyor.

Fayda temelli bir örgütlenme var

IstanPol Institute Genel Direktörü Seren Selvin Korkmaz ise CHP’nin panel ve konferanslarına katılım sağlayan bir yurttaş. Aynı zamanda yeni medyayı daha aktif kullanıyor. CHP’ye uyarıları başka bir bağlamda hayat buluyor.

Nüve: Gençlik örgütlerine ve gençlik hareketlerine bakışınız nasıl?

Seren Selvin Korkmaz: Gençlerin değişen teknoloji, değerler ve ihtiyaçları doğrultusunda dünyayı algılama ve onu yorumlama biçimleri değişiyor. Bu değişim sadece belirli bir kuşakla da ilişkili değil, ancak gençler halihazırda yerleşik kalıp yargıları olmadığı için “farklı” olan davranış ve tutumları sergilemeye daha yatkınlar. Bu tutumlar siyasete de yansıyor elbette. Fayda veya somut talepler de diyebileceğimiz beklentileri oluyor siyasetten veya dahil oldukları gruplardan. Aslında bu bir kimlik, aidiyet, saygınlık arayışı ile de ilişkili. Bunu bir dava da, fayda temelli bir örgütlenme de verebilir gençlere. Eğer gençleri mobilize edecek onların ait hissedeceği bir davanız yoksa onlardan beklentiniz de olmamalı. Türkiye’de ne yazık ki hiçbir siyasal akım veya partinin bu konuda etkili bir program yürütebildiğini düşünmüyorum. Bugün Türkiye’de adına ister dava ister fayda diyelim en önemli meselelerden birisi genç işsizliği, gençlerin bu ülkeden umudunu kesmiş olması. CHP için hangi açıdan bakarsanız bakın bu bir dava olmalı. Kurucusu olan Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençlere bugün CHP de sahip çıkabilmeli. Eğer kendini solda, sosyal demokrat bir cephede konumluyorsa yine eşitsizlikleri, temel hak ve özgürlükleri ön plana çıkaracak daha adil, gençlere onurlu bir yaşam sunacak bir ülke gayesi için çalışabilmeli. Israrla vurguluyorum: Gençler bu ülkeyi terk etmek istiyor, bundan büyük bir beka meselemiz olamaz. Bugün bu davayı CHP’nin sahiplenip, siyasallaştırması lazım. Gençler sahici olan ve taleplerini dile getiren siyasete uzak değiller ama sahici yaklaşımlar bekliyorlar. Ben bunu şöyle ifade ediyorum: Siyasiler gençlerle adeta onların hiç bilmediği yabancı bir dilden konuşuyor. Ara sıra onlara sempatik görünmek için o dildeki bir iki kelimeyi telaffuz ediyorlar. Nasıl ki iki kelime ile sürekli bir iletişim sağlanmaz ise gençlere yönelik politikalar da sürekliliği olmayan günlük söylemlere sıkışıp kalmamalı. Çünkü, araştırmalarımızda da ortaya çıkan sonuç gençlerin siyasetçilere güvenmedikleri ve yaşadıkları sorunlarının sorumlusu olarak onları işaret etmeleri. Gençler siyasetçilerin olaylara yaklaşımını sahici bulmuyor. Bu nedenle devamı gelmeyen günlük çıkışlar gençlerin bu algısını daha da güçlendirebilme tehlikesi de taşıyor. CHP’nin artık “gençler gelsin, partimize katılsın, engel olan çıkarsa bizi karşısında bulur” söylemini aşması gerekiyor. Çünkü gençler artık bunlara inanmıyor. Özellikle 31 Mart ve 23 Haziran seçimleri Türkiye’de pek çok kesimde olduğu gibi gençlerde de umut yarattı. Bu ittifakın ve zaferin mimarı olan CHP’ye ilgileri de arttı, ancak gençler CHP örgütlerine girdiklerinde kendilerini ait hissedecekleri, bir işin ucundan tutabilecekleri yapılar bekliyorlar. Gençler sadece bayrak astırılıp, seçim dönemi fiziksel güçlerinden yararlanılan değil karar organlarında temsil eden, aday gösterilen, fikirlerine değer verilen konumda olmalılar. CHP’nin bunu gerçekleştirmeye iradesi olursa potansiyeli de var.

N:Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin bir iktidar beklentisi var. Esasen bu sahiden bir beklenti. Neyi bekliyor parti?

S.S.K.: CHP, 31 Mart ve 23 Haziran yerel seçim başarılarından sonra hem parti içinde hem de toplumda “kazanabiliriz” algısını yaratmış oldu. Bugün Türkiye’nin çıkışı olduğunu düşündüğüm ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun da çabalarını çok kıymetli bulduğum Demokrasi İttifakını sağlayabilecek ana kurum CHP’dir. Ancak toplumda eşitsizlikler bu denli derinleşmişken, demokrasinin en basiti seçme ve seçilme hakkı gibi en temel prensibi bile gasp edilebiliyorken sadece ittifaklara dayanan bir politika yeterli değil. Bir yandan seçimi kazanacak ittifakı, diğer yandan halkın gündelik hayattaki dertlerini siyasetin esas konusu yapacak siyasallaşmayı ve kadroları bir arada tutabilmesi gerekiyor. CHP’nin kabiliyeti burada ortaya çıkacak. Türkiye bugün sosyal demokrasinin temel ilkeleri olan “eşitlik, özgürlük, dayanışma” konusunda örgütlenmeye daha müsait, çünkü her kesimden insan bunların yoksunluğunu yaşamaya başladı. Belediyeler CHP’ye “biz ülkeyi böyle yönetiriz” dedirtme alanı sağladı. AKP’nin perçinlediği “CHP yönetemez” algısı da belediyelerin başarısı ile kırıldı bana kalırsa. Fakat Türkiye’nin mevcut koşullarında CHP’nin siyasal mücadelesi yalnızca belediyelere bırakılamaz, genel merkezin ve örgütlerin karınca gibi çalışması gerekiyor. Yüksek siyasetin söylem ve politika üretmesi, yerelin de kendi ajandasında ek olarak bunları uygulaması lazım.

Seren Selvin Korkmaz gençliğin dönüşümünü sıklıkla anlatıyor

Momentum Hareketi’ni önerdim

N: Nasıl bir siyasi şekillenme gerekli? Ne yapmalı?

S.S.K.: Bence siyasetin biçimini yani siyaset yapma şeklini değiştirmek gerekiyor. Bugün siyasal partiler, parti programlarını en iyi şekilde yapabilir, en iyi uzmanlarla çalışabilirler fakat mesele bunu topluma anlatabilmekte, onları sorunları çözebileceğine inandırmakta. Ülkenin dertlerini de onlara sunduğunuz çözüm önerilerini de çok basit bir şekilde halka anlatabilecek söylem ve pratikler gerekiyor. Gençlerin beklentileri de bununla ilişkili. Örneğin geniş kitlesel mitingler veya kahve toplantıları gibi geleneksel siyaset yolları artık gençlere hitap etmiyor. Dünyanın pek çok ülkesinde denenen yeni yöntemler var, bunlar mutlaka örnek alınmalı. Dijital platformlar ve seçmenle yüz yüze gelebilecek yeni alanlar dengeli bir şekilde ve etkin biçimde kullanılmalı. Bugün Türkiye’nin çok geniş kesimini bir araya getirecek kavram “adalet”. CHP çok başarılı bir şekilde adaleti siyasallaştırdı ve bunun için bir yürüyüş gerçekleştirdi. Bu Türkiye’nin ve CHP’nin davasıdır ama “adalet” ile ne kast edildiğini çok farklı kesimlere anlatabilmek lazım. Bunun bir yolu örgütlerin gençleşmesi. CHP örgütlerinin  yer yer hantallık ve yenilenme sorunu var. Bu örgütleri silip atmaktan söz etmiyorum çünkü orada da bir birikim ve tecrübe var. Gençleri ve o tecrübeyi bir araya getirebilecek bir mobilizasyon yaratılmalı. Bu yerleşik pozisyonları olanlar için “cesaret” gerektiriyor; ama bugün bu cesareti ve yönetim kabiliyetini sergilemenin tam zamanı. Gençlerin, kadınların, gittikçe yoksullaşan, özgürlük kaygısı olan milyonların davasını siyasete taşıyabilmeli CHP. Ben daha evvel İngiltere İşçi Partisi örneğindeki gibi partiye gençlerin katılımını sağlayan bir “Momentum” hareketini önermiştim. Gençler doğrudan partiye katılmaktansa Momentum aracılığı ile aidiyeti yakalamışlardı. Bugün CHP Momentum tarzı bir yapıyı ister parti içinden ister parti dışından ama partiye bağlı bir hareket olarak örgütleyebilir.

N.: Toplum ne istiyor? Bir sakinlik mi, bir kaos mu var toplumsal katmanlarda.

S.S.K.: Ben toplumun artık yapay kutuplaşmalardan bıktığını düşünüyorum. Çünkü insanlar gündelik hayatında gerçekten çok ciddi sorunlar yaşıyor. Faturasını, kirasını ödeyemiyor, iş bulamıyor, ay sonunu getiremiyorlar. AKP döneminde görece refaha kavuşan kesimler de bugün aynı sıkıntıda. Gelir kaybı ve birlikte gelen statü kaybı bireylerde de toplumda da travma yaratıyor. İnsanlar onurlu bir yaşam ve saygınlık istiyorlar. Toplum siyasetin derdinin kendi dertleri olmasını istiyor. Yapılan gençlik araştırmalarının ortak özelliklerinden birisi “torpil” meselesi. Gençler hak ederek iş bulacaklarını düşünmüyorlar. Bugün Cumhuriyet’in en kıymetli getirilerinden birisi olan eğitimin sağladığı eşitlikten mahrum insanlar. İdeolojik olarak da sınıfsal olarak da bizi kendi mahallelerimize hapseden bir ülke oldu Türkiye. Ben Malatya’nın bir ilçesinde doğup, devlet okullarında okuyarak dünyanın en iyi okullarına gidebildim ve bunu mümkün kılan tek şey Cumhuriyet’in sağladığı o eşitlikti. Bugün benim doğduğum mahallede aynı gelire sahip bir çocuk bunu yapamıyor. Türkiye’de bu geriye gidiş çok kısa sürede yaşandı. Haliyle sağcı da olsa solcu da olsa aileler bu gerçekliği görüyor. Siyaseti bu ortak talepler üzerinden yeniden kurmak lazım. Bugün Türkiye’de yoksulluk sınırının altında 10 milyon 449 bin kişi yaşıyor ve bunun %51’ini kadınlar oluşturuyor. Siyasette kadın meselesi sadece kadının siyasete katılımına indirgenmiş durumda, bu çok önemli ama neden hep tek odak üzerinden ilerliyoruz? Özetle, siyaseti çok katmanlı ve toplumun gerçek ihtiyaçlarına seslenecek bir düzlemde kurmak gerekiyor. Bu AKP’nin beslendiği kimliksel kutuplaşmayı da paralize eder.

CHP, uzlaşıyı yanlış anlıyor

Kutuplaşma meselesinde ise toplum uzlaşı istiyor dediğimizde bazen öyle bir yorumlanıyor ki hayret ediyorum. Uzlaşı demek AKP’nin bugün Türkiye’ye yaptığı her şeyin üzerini kapatmak değil, tam da bu olanların yarattığı tahribatın farkında olarak gerçekten demokrasi ve adalet talebi le hareket etmek. Hatırlayalım, AKP’nin ilk yıllarında demokrasinin güçlenmesi için demokratik olmayan hamlelere göz yumuldu. Oysa bugün görüyoruz ki demokrasi ancak demokratik yollarla inşa edilir. Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan her kesimin adil ve eşit bir şekilde temsil edilebileceği işleyen, güçlü bir parlamento. Kangrenleşen sorunlar ancak burada çözülebilir. Uzlaşıdan kastım bu; yoksa bugün tam da siyaset yapmanın ve adaletten taraf olmanın zamanı. 

Son olarak Türkiye’de sosyal demokratların dünyada da sınıf-kimlik temelli bir yenilenmeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. 1980 sonrası neoliberal politikaların zayıflattığı sınıf siyaseti gittikçe derinleşen eşitsizliklerle yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı ama toplum artık kimliksel kaygılarını, özgürlüklerini de önemsiyor. Bu ikisini kimlikçi bir anlayışa düşmeden sentezleyecek siyasetin çağın ihtiyaçlarına ve toplumun sorunlarına cevap üreteceğini düşünüyorum. CHP’nin de ajandasının bu eksende yenilenmeye ihtiyacı var. Parti kadrolarının ve örgütlerinin de bu ajandayı uygulayabilecek şekilde mobilize edilmesi, yeni takviyelerle yola devam etmesi gerekiyor.

Karşı hegemonik projeyi örgütlemek gerek

CHP Dosyası boyunca konuştuğumuz sola en yakın hareket ise Universus’tu. Başkan Fırat Çoban aynı zamanda pek çok defa sosyal demokratları uyarmış bir grubun içinden geliyor. Soldan çıkışları ise önemsiyor.

Nüve: Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin bir iktidar beklentisi var. Esasen bu sahiden bir beklenti. Neyi bekliyor parti?

Fırat Çoban: Parti, esasen süregiden çözülüşün devam etmesini bekliyor. Tabii ki burada, kendisini ve politikasını yeniden üretmekte eskisi kadar maharetli olmayan, memleketin acil sorunlarına ötelemek yoluyla dahi olsa çözüm üretme yetisinden yoksun iktidar blokunun çözülüşünden söz ediyorum. Geçtiğimiz seçimlerde büyükşehir belediyelerinin kazanılması, iktidarın seçimle değiştirebileceği dair görece olumsuz bir etki yaratsa da, iktidarın politik projesinin yaslandığı belediyeler eliyle örgütlenmiş dağıtım ağının tıkanması noktasında çok kıymetli oldu ve mevcut çözülüş sürecini hızlandırdı. Ancak bu yetmeyecektir. Tarihsel bir kriz anında olduğumuzun altı pek çok düşünür tarafından çiziliyor. Kriz sonrası toplumsal formasyonun üzerine bina edileceği politikalar, kriz için aktörlerin mücadelesinin bir neticesi olarak belirleneceği görüşünü paylaşıyorum. Bu noktada siyasal iktidarın, süregiden çözülüş sürecine karşı, kriz anında önemli hamleler yaptığını görüyoruz. İstanbul Sözleşmesinin tartışmaya açılması, Kıdem tazminatının fona devredilmesine dönük pazarlıklar, çoklu baro düzenlemesi, Ayasofya’nın ibadete açılması, partiler arası milletvekili transferinin önüne geçilmesine ilişkin düzenleme gibi bu görece kısa periyotta gerçekleştirilen hamleler, iktidarın kriz anını kavradığı ve buradan muzaffer çıkmak için gayret ettiğini gösteriyor. Buna karşın muhalefette kaygı verici bir sessizlik var. Metafizik bir “son çırpınışlar” söylemi ve kaderci bir kendiliğindencilik bu sükuneti üretiyor. Erdoğan’ın mevcut düzlemde iktidarı sürdürme imkanı olmadığını düşünüyorlar ve her fırsatta bu vurgulanıyor. Ancak iktidarın en önemli başarılarından biri düzlemleri altüst edip, oyunu yeniden kurmak. Mağlubiyet anında oyunun kurallarını, oyuncularını ve hatta oyunun kendisini dahi değiştirme kudreti… Bu sebeple, Türkiye’yi yönetmeye dönük bir iddia taşıyan her muhalif aktörün -CHP başta- mevcut projenin çözülüşünü hızlandıracak ve iktidar blokunun kendini yeniden-üretme kabiliyetini elinden alacak karşı hegemonik projeyi örgütlemesi gerekiyor.

Fırat Çoban solda bir örgütlenmeye ihtiyaç olduğunu belirtiyor

N: Nasıl bir siyasi şekillenme gerekli? Ne yapmalı?

F.Ç.: Esasen Türkiye’nin sol bir siyasal projeye ihtiyacı var. Bir önceki soruda CHP’nin Türkiye’nin sosyal demokrat partisi olarak nitelenmesi bir tahlilden ziyade bir tür arzuya, iddiaya tekabül ediyor. Bu iddianın gerçekleşmesi için parti, sağ popülist söylemi terk ederek, kendi sol söylemini inşa etmeli. Bu inşa sürecinin sacayakları toplumsala bakarak pek ala anlaşılabilir. Kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet, kalıcı hale gelmiş işsizlik, güvencesiz ve geleceksiz çalışma koşulları, demokratik siyasal alanların yitirilmesi, çevre ve doğa katliamları, yolsuzluklar… Bu liste uzayıp gider. Sol bir projenin, yukarıda sözünü ettiğim ivedi meselelere ilişkin bir söylemi olmazsa olmaz. Burada söylem dememin sebebi, parti liderliğinin bu meseleler hakkında “söz” söylemesinden ziyade, sözün maddi varoluşla politikaya, kurumlara ve mekanizmalara, yani söyleme dönüşmesini kast etmemdir. CHP, 31 Mart’ta kazandığı belediyeler ile Türkiye nüfusunun yarısının yaşadığı kentleri yönetiyor. Bu çok önemli bir fırsat. 18 yıllık AKP iktidarını yerinden etmeye dönük bir arzusu olan bir politik projenin belediyelerinin yalnızca iyi icraatlar ile yetinmesinin kesinlikle kabul edilebilir olmadığını düşünüyorum. Parti, vaat ettiği AKP sonrası Türkiye’yi, AKP varken inşa etmenin yollarını aramalı. Bu inşanın ekonomik, politik, kültürel ve sembolik boyutları var. Esasen, her bir belediyenin bir politik proje doğrultusunda hareket eden bir devlet gibi yönetilmesinden söz ediyorum. Salgın sürecinde siyasal iktidarın en çok üzerinde durduğu meselelerden biri CHP belediyelerinin örgütlediği sosyal yardımlardı. Belediyeler, yurttaşlardan bağış toplamak gibi farklı bir yolla finansman sağlayıp, salgın süresince nakit transferleri, gıda ve temizlik ürünleri yardımları gibi çeşitli faaliyetler gerçekleştirdi. İçişleri Bakanı, belediyelerin bu girişimlerini ayrı bir devlet kurma girişimi olarak nitelemişti. Bu açıklamaların neticesinde, İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyelerinin bağış kampanyaları İçişleri Bakanlığınca kanunsuz ilan edilmiş ve banka hesaplarına da bakanlıkça bloke tedbiri koyulmuştu. En tepeden gelen bu söylemler, devletin ve partinin çeşitli kademelerinde farklı biçimlerle üretilip, yayıldı. Ancak muhalefet bloku ve entelektüeller, Türkiye muhalefetine iktidarın yolunu gösterecek denli kudretli gördüğüm bu sözleri hakkıyla ele alamadı. Mesele kamuoyunda daha çok İçişleri Bakanlığının aldığı tedbirin hukuksuzluğu, siyasal iktidarın “böyle bir zamanda” dahi -rakibini alt etmek bağlamında- siyaset yaptığı ve son olarak büyükşehir belediyelerinin bağış toplama faaliyetleri ile bir devlet kurma girişiminin ilişkisizliği bağlamlarında ele alındı. Devlet pratiğine karşı gelişen ilk iki refleks aynı zamanda muhalefetin beklenti biçiminde kendini gösteren iki temel ve ezeli açmazına işaret ediyor: iktidarın fiillerinin hukuka uygun olması beklentisi ve siyasal iktidarın siyasal davranmaması beklentisi. Üçüncü refleksi ise belediyelerin, bir politik projenin eyleyicileri haline geldiğinde, toplumsal ilişkiler bütününü, kendi egemenlik ve imkan sınırları dahilinde mikro örneklerle dahi kurmaya çalıştığında iktidar kanadında uyandırdığı tepkilerden hareketle düşünebiliriz. Ancak ve ancak tüm bu önemli meselelere gelmeden önce parti, nerede durduğuna iyi bakmalı. Bugün, sosyal demokrat olma iddiasındaki bir parti, en başta sözünü ettiğim hayati meselelerde İYİ Parti, Demokrat Parti, DEVA ve Gelecek gibi partilerle bir konsensüs içerisindeyse, onlarla sahici bir fikri ayrılık yaşamıyorsa, söylemleri çatışmıyorsa oturup yeniden düşünmek gerekiyor. Merkez, dünyanın çeşitli coğrafyalarında çözülürken, muhalefet blokunun liderinin ve sosyal demokrat olma iddiasındaki bir partinin, merkezi yeniden ve sağda inşa etme gayret ve ısrarını oldukça problemli buluyorum.

Toplumu bir bütün olarak görmeyi bırakmalıyız

Nüve: Toplum ne istiyor? Bir sakinlik mi, bir kaos mu var toplumsal katmanlarda.

F.Ç.: Toplum pek çok şey istiyor. Örneğin toplumun istekleri arasında Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden imzasını geri çekmesi ve erken yaşta evlilik “mağdurlarının” mağduriyetinin giderilmesi var. Öte yandan, İstanbul Sözleşmesinin etkin uygulanmasıyla şiddet ve cinayetlerin önüne geçilmesi ve çocuk istismarıyla mücadele edilmesi de toplumun talepleri arasında. HDP’li belediyelerin tamamına kayyum atanmasını da bu toplum istiyor, demokratik ve özgür bir siyaset alanını da… Neo-Osmanlıcı hayaller de bu toplumda, batı merkezli, barışçıl  bir dış politika arzusu da… Bu noktada belli sorular beliriyor. Toplum diye neye diyoruz? Toplum dediğimiz şey belirli sınırlar içerisinde yaşayan bireyler kümesi midir? Toplumsal talepler dediğimiz şeyler nasıl oluşuyorlar? Her şeyden önce toplumu bir bütünlük olarak görmeyi bırakabiliriz. Popüler bir deyişle toplum her zaman bölünmüştür. Artık yaşamın her alanında işitebildiğimiz hegemonya kavramı bizatihi toplumun bu daimi bölünmüşlük halinin neticesi ve bu durumda siyasetin imkanı olarak karşımıza çıkıyor.  Belki, toplum denilen şeyi, Gramsci’deki halk konseptine yakın olarak, bir siyasal inşa olarak görmeyi deneyebiliriz. Siyasal öznelerce kurulan politik projeler, kendi toplumlarını inşa ediyorlar. Bu daha modernist, yöneten-yönetilen ayrımından söz edebileceğimiz geleneksel politik projelerce için de söylenebilir, daha yatay, otonom siyasal hareketler için de.  Bu noktada sol bir siyasetin ilk görevlerinden birinin ile kendi toplumunu inşa etmek olduğu söylenebilir. İkinci olarak, memlekette herhangi bir alanda sakinlik olduğunu düşünmüyorum. Bilakis, akademiden sendikalara, meslek örgütlerinden üniversite seçme sınavına kadar her alan çatışma ile yoğruluyor. Elbette alanların kendi mantığında var olan çatışmadan öte bir çatışmadan, bir kaostan söz ediyorum. Bir altüst oluşun habercisi çatışma. Bitirirken yineleyeyim. Böyle bir gerçeklikte sol siyasetin görevi, bu çatışmaları, farklı alanlarda, birbirlerinden kopuk gibi görünen bu çatışmaları/mücadeleleri iç içe geçirmek, birbirine eklemlemek ve mevzilerin manevraya dönüşeceği o ana geçişin zorunluluğunda manevra gerçekleştirme cüreti göstermek. Kadın cinayetlerine karşı yürütülen mücadelenin, demokrasi ve özgürlük taleplerinin, şimdilerde kıdem tazminatı tartışmaları ile yükselen emek mücadelesinin, çoklu baroya karşı yürütülen mücadelenin, çevre mücadelesinin, göçmen/mülteci dayanışmalarının iç içe geçtiği, birbirini beslediği bütüncül bir proje örmekten söz ediyorum. Bir hegemonya inşasının koşulu olarak bu demokratik mücadelelerin desteklenmesi ve genişletilmesi gerekiyor. 

SON