Çocuklara yönelik yapılan süreli olmayan yayınlar

Çocuklara yönelik yapılan süreli olmayan yayınlar

Özge Üstün

Son günlerde medyada, çocuklara yönelik yayınların müstehcen içerikler içermesi sebebiyle birkaç kitap gündeme geldi. Bu kitaplardan biri hakkında toplatılma ve sınırlandırılma kararları verildiği ve kitap yazarı M.D. hakkında tutuklama kararı verildiği basına yansıyan haberlerde yer aldı. Bu sebeple; çocuklara yönelik yayınlara ilişkin kısa bir yazı kaleme almaya karar verdim.

Öncelikle belirtmem ki; kanuni düzenlemelerde, yayınlar, süreli ve süreli olmayan yayınlar olmak üzere ikiye ayrılmış durumda olup her ikisinin düzenlemeleri farklıdır. Süreli yayınlar, belirli zaman aralıklarıyla çıkan yayınları ifade ederken; süreli olmayan yayınlar ise, belirli zaman aralıklarıyla çıkmayan yayınları ifade eder. Buna göre; medyadaki haberlere ilişkin yayınlar, süreli olmayan yayınlar kapsamında yer almaktadır. Süreli olmayan yayınlar, çocuklara yönelik olumsuz içerik barındırdığında ise; Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu kapsamında düzenlenmektedir. Kanunun isminden de anlayacağımız üzere, bu konudaki mevzuat çok eskidir. 21.06.1927 yılında kabul edilen Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’na göre; “18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde muzır tesir yapacağı anlaşılan mevkute ve mevkute tanımına girmeyen basılmış eserler” bu kanuna tabidir. Burada bahsedilen muzır tesir; TDK’nın tanımına göre, çocuklar üzerinde zararlı, yaramaz, cinsel gelişmeye zararlı ve sağlığı bozan olarak ifade edilmektedir. Mevkute olması ise, süreli yayın olmasını ifade etmektedir. Süreli yayınlar ise; hem bu kanun kapsamında hem de ilgili diğer kanunlar kapsamında değerlendirilmeye tabi tutulmaktır. Ancak konunun sınırlandırılması bakımından, bu yazıda sadece çocuklara yönelik yapılan süreli olmayan yayınlara ilişkin değerlendirmeye yer vereceğim.

Bir yayının, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’na tabi olabilmesi için; Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Muzır Neşriyata ilişkin yetkili kurulun, söz konusu yayının 18 yaşından küçükler için muzır, yani zararlı olduğuna karar vermesi gerekmektedir. Basılı yayınların, küçükler için zararlı olup olmadığı hususunda yapılacak incelemede ise Milli Eğitim Temel Kanunu’ndaki genel amaç ve temel ilkeler göz önünde bulundurulmaktadır. Milli Eğitim Temel Kanunu’nda ise bir dizi genel amaç ve temel ilke yer almaktadır. Bunlardan söz konusu yayınlara ilişkin en önemli bazıları ise; beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, sahip bireyler yetiştirilmesini sağlamaktır. Diğer yandan Milli Eğitim Temel Kanunu; Anayasa’ya da atıfta bulunmaktadır. Dolayısıyla; bu kanun uygulanırken, Anayasa’da yer alan başlangıç hükümleri ve temel ilkelerin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Anayasa’ya göre ise; devlet, çocukları her türlü ihmal ve istismardan korumakla yükümlüdür. Bütün bu hususları göz önünde bulundurarak, çocuklara yönelik basılı yayınların zararlı olup olmadığına karar verecek kurul ise, incelemelerini; kendiliğinden yapabileceği gibi, resmi makamlar ile çocuk ve gençlerin korunmasına yönelik faaliyet gösteren dernek ve kuruluşların başvurularına dayalı olarak da yapabilecektir. Yayını aynı zamanda bilirkişi olarak da inceleme yetkisine sahip olan kurul, ilgili yayının, çocukların sağlıklarına zarar verdiği kanaatine varır ise; yayınlara ilişkin kanun çerçevesinde sınırlama kararı verilebilecek ve durumun niteliğine göre Türk Ceza Kanunu kapsamında yayın sahibi ve diğer ilgili kişiler cezalandırılabileceklerdir. Bu noktada belirtmek gerekir ki; Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’ndan sonra Türk Ceza Kanunu değişmiş olup, Muzır Neşriyat Kanunu, Ceza Kanunu’nun yanında eski ve güncelden uzak kalmıştır. Kanunda atıfta bulunan bakanlıkların yetkisi ise değişmiştir. Diğer yandan kanunda, kanunun uygulanmasına ilişkin Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı tarafından çıkartılacak bir yönetmelikten bahsedilse de bakanlığın sitesinden böyle bir yönetmeliğe ulaşılamamıştır. Dolayısıyla; çocuklara yönelik yapılan yayınlara ilişkin müstehcenliğine yönelik denetlemelerin ne şekilde yapıldığına ve sınırlarına ilişkin sağlıklı, net ve şeffaf bilgilere ulaşabilmesi oldukça zordur. Milli Eğitim Bakanlığı ise; sadece bakanlığın denetiminde çıkartılan ders kitapları ile bu kapsamdaki diğer kitapları denetime tabi tutmaktadır.

Her yıl çocuklara yönelik yayınların, çocuklar için olumsuz içerikler barındırdığına ilişkin medyada çok fazla sayıda haber yer almaktadır. Basılı yayınlar ise; herhangi bir kurulun denetimine tabi olmaksızın yayınevi sahiplerinin incelemesinden geçtikten sonra yayınlanmaktadır. Örneğin; M.D.’in tutuklanmasına dayanak yapılan yayını dördüncü basımından sonra toplatılmıştır. Dört basımda bu yayın ne kadar sayıda çocuğa ulaşmıştır? Bunca süre boyunca -ta ki olay medyaya yansıyana kadar- kimsenin haberi olmamış mıdır? Çocuklara yönelik diğer bazı yayınların denetimden geçtiği -Örneğin, EBA TV’ye konu olan yayınlar-; daha önce Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan bazı açıklamalarda yer almıştır. Ancak bu denetim mekanizmasının yetkileri, sınırları ve kimler tarafından yapıldığına ilişkin bir bilgiye ulaşılamamıştır. Dolayısıyla; bu kapsamda yapılan değerlendirmelere ilişkin esasen ciddi bir boşluk mevcuttur. İdarenin iyi yönetimi ilkesi gereğince de bu boşluğun giderilerek mevcut mevzuatın, günümüz şartlarına uygun hale getirilmesi ve çocuklara yönelik diğer yayınların da denetime tabi tutulması gerekmekte midir? Esas olan yayını yapan kişinin özdenetimi olmakla birlikte, herkesin yayın çıkardığı günümüzde, çocuklara yönelik yayınları, kişilerin insiyatifine bırakmak ne derece doğrudur? Bu denetim sadece müstehcenlik açısından mı yapılmalı yoksa genel bir denetim mi şeklinde mi yapılmalıdır? Çocuklara yönelik bir yayının müstehcenlik barındırmamakla birlikte, ciddi şiddet içerikleri barındırması halinde de çocuklara zarar verebileceği ihtimalleri de mevcut mudur? Denetimsizlik, ihmal ve istismarın, bir ihtimale bırakılmasına yol açmakta ise; böyle bir denetimin genel bir denetleme şeklinde yapılması, istismar içerikli yayınların önlenmesinin yanında, sadece kurulun bakış açısına sahip yayınların yayınlanmasına izin verilmesi ve belki de çocukların politize edilmesi sorununu da gündeme getirebilecek midir? Denetleyici bir kurul gerekli olmakla birlikte; yetkilerinin, sadece çocukları ihmal ve istismar eden içerikler bakımından olacak şekilde sınırlandırılması daha yerinde mi olacaktır? Çocuklara yönelik yapılacak yayınların tamamını kapsayan bir denetim mekanizması gerekli midir yoksa bazı yayınlar ile sınırlandırmak mı gereklidir? Oluşturulacak olası bir denetim mekanizmasının sınırları ve yetkileri nasıl belirlenmelidir? Milli Eğitim Bakanlığı’nın organizasyonluğunda, bağımsız, içerisinde baroları, sivil toplum kuruluşlarını, sendikaları, üniversiteleri, dernekleri ve psikologları barındıran bir denetleme kurulunun oluşturulması mı daha yerinde olacaktır yoksa tamamen bakanlığa bağlı bir denetleme kurulunun oluşturulması mı? Denetim hangi yayınları kapsamalıdır? Denetime hangi açılardan yaklaşılmalıdır? Denetim sonucu verilecek karara itiraz mekanizması nasıl şekillendirilmelidir? Şu halde; yapılacak düzenlemelerin ve alınacak kararların çok iyi değerlendirmelere tabi tutularak değerlendirilmesi gerektiği ve ilgili kurulların çok ciddi sorumluluklarının olduğu aşikârdır. Diğer yandan; çocuklara yönelik her yayının 0 ila 18 yaş aralığının tamamına hitap etmesini beklemek mümkün değildir. Nitekim çocukların gelişim düzeyleri yaşlarına göre farklılık gösterdiği gibi almış olduğu eğitim, kültür ve etkileşim durumuna göre de farklılık gösterebilecektir. Şu halde; kitapların üzerinde kitapların hitap ettiği yaş gruplarının da açık ve net bir şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Ancak, çocuklara yönelik çok az sayıdaki yayınlarda böyle bir denetimin yapıldığı ve kitabın hitap ettiği yaş grubunun belirtildiğini görüyoruz. Bu belirlenme ise tamamen yazar ve yayınevinin insiyatifine bırakılmaktadır. Şu halde; çocuklara yönelik yapılan yayınlarda bu açıdan da ciddi bir boşluk olduğu ortadadır. Özellikle son yıllarda çocuklara yönelik yapılan yayınlarda, olumsuz durumların artması ve önleyici bir mekanizmanın olmayışı; konunun ivedilikle, her açıdan, ciddi bilimsel çalışmaların eşliğinde değerlendirilmesi ve farklı disiplinler ile birlikte tartışılarak çözüm üretilmesi gerektiğini göstermektedir.