Çocukları nasıl koruyamayız? Tam olarak dün yaptığımız gibi…

Çocukları nasıl koruyamayız? Tam olarak dün yaptığımız gibi…

Özge Üstün

Son dönemlerde kamuoyu oluşturma çabası ile birlikte kişi, kurum ve kuruluşların sosyal medyadan yardım talep etmeleri sıkça görülür hale geldi. Ancak bunun en kötü örneğine hep birlikte Elmalı Davası olarak bilinen dava ile şahit olduk. Sivil toplum kuruluşları ve kamuoyu kuşkusuz ki hak mücadelesinin olmazsa olmaz bir parçası olup mutlaka güçlendirilmeleri gerekir. Ancak mağdur savunuculuğu ve özellikle çocuk mağdurların savunuculuğu konusunda ise; diğer hak savunuculuğu hallerine göre her zaman çok daha hassas davranılması gerekir. Cinsel istismar davaları ise; en mahrem, çocuğun hayatını ve geleceğini en çok etkileyen davalardır. Biz kişisel verilerin ve mahremiyetin ihlal edilmesini sadece çocukların adlarını gizli tutmaktan ibaret sanıyoruz. Ancak maalesef öyle değil… Bir bölgede bir çocuk cinsel istismara maruz kaldığında bunu sadece çekirdek ailenin içerisinde tutmak oldukça zordur. Bir şekilde kulaktan kulağa yayılır. Komşular duyar, akrabalar duyar, arkadaşlar duyar; duyanlar başkalarına anlatır… Bu eylemlerin çoğu da acıma hissiyatı ile yapılır. Sonra ne olur peki? Şöyle söyleyeyim;

O çocuğa çevresindeki herkes bunun doğru olup olmadığını sormaya başlar. Çocuk defalarca kez açıklama yapmak zorunda kalır. Bu ise; hem ikincil mağduriyete hem de çocuğun kendisine kimsenin inanmadığını hissetmesine yol açar.

Arkadaşlarının aileleri çocuklarının o çocukla oynamalarını ve vakit geçirmelerini çoğu zaman istemez. Çocuk kendini suçlar…

Etrafta başka olası istismar failleri o çocuğu yeniden istismar etme girişiminde bulunabilir. Çocuk daha çok mağdur olur…

Çocuk yeni bir hayat kurmak ister, önüne seneler önce yaşadıkları sürülür.

Siz hiç duruşma sırasında çocuğu istismara maruz kaldığı halde şikâyetçi olmayan bir babaya rağmen vekil olarak şikâyetçi olduğunuzda “çocuğum yarın öbür gün evlenirse bunu önümüze getirirlerse sizden bilirim avukat hanım” sözüne şahit oldunuz mu?

Siz hiç “her gün basında çocuğumun davasından bahsediyorlar ben artık çocuğumun bunlarla uğraşmasını istemiyorum” diye ağlayarak şikâyetinden vazgeçen bir anne ve baba gördünüz mü?

Siz hiç çocuğunun istismara maruz kaldığı şehirde duyulduğu için memleketini değiştirmek zorunda kalan veya çocuğunun kimlik bilgilerini değiştirmek isteyen bir ailenin dramına şahit oldunuz mu?

Üzgün, kızgın, öfkeli ve hatta çocukları koruma ve kollama isteği ile yanıp tutuşuyor olabiliriz. Ancak; bunları hiç yaşamadıysak, sosyal medyadaki adalet çağrılarını çocukların kimlik bilgilerini, dosyayı ve delilleri ifşa ederek yaymaya ve zaten zor olan bir mücadeleyi daha da zor hale getirmeye hakkımız yok.

Hak savunuculuğu çok ince bir çizgidir. Hiçbir hak savunuculuğu mücadelesi sadece şüphelinin/sanığın tutuklanması veya cezalandırılması üzerine kurulamaz. Önemli olan sağlıklı bir süreç yönetimi ile birlikte, adil bir yargılamanın sağlanması için çaba sarf edilmesidir. Yerel mahkemelerin kararlarından memnun olmayabiliriz. Verilen kararların adaletli olmadığını düşünebiliriz. Ancak bu ülkede sadece yerel mahkemeler yok. İstinaf mahkemeleri, Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi de var. Hiçbirinden sonuç alamazsak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Bugün; çocuk dostu yargı sisteminin neredeyse bütününün temeli bu hukuk mücadelelerinin, avukatların pes etmeyerek yüksek mahkemelerden çıkardıkları kararlar sayesinde oluştu.

Biz sanıyoruz ki; çocukların kimlik bilgilerini paylaşmadan “A şehrinde 3 ve 6 yaşlarındaki iki çocuğumuzun başına şu geldi” dediğimizde o çocuğun bilgilerine kimse ulaşamayacak. Oysaki o bölgede herkes o iki çocuğun kim olduğunu çoktan biliyordur. Bilmeseler dahi; o çocukların kendileri bunu biliyorlar. İkincil mağduriyet, örselenme dediğimiz şey çocuğun sadece olayı ikinci kere anlatmaması değildir. Aynı zamanda ikinci kere yaşamamasıdır da. Kendi başına gelenleri sosyal medyadan ikinci kere okumak hangi çocuğun yaşam mücadelesine zarar vermez? Gündüz size güvenerek başına gelenleri anlatmak için ofisinize gelen bir çocuğun yaşadıklarını akşam video çekerek “bugün ofisimize B şehrimizden 15 yaşında bir çocuk geldi, şunları şunları anlattı” dediğinizde o çocuk bir daha size güvenir mi?

Dosyadaki herhangi bir delilin, çocuğun çizdiği resim, yazdığı yazı, herhangi bir tanığın ifadesinin sosyal medyada paylaşılmasının sonucu çok ağır olabilir. Bunlar çocukların en mahrem bilgileri. Sonucunu asla kestiremeyiz. Şüpheliler/sanıklar delil karartmaya girişebilir, tanıklar ve çocuklar üzerinde baskı kurabilir, mağdurlar veya şüpheliler/sanıklar intihara kalkışabilir ya da dün olduğu gibi kendi sosyal medya hesaplarını açarak gözlerimizin önüne bir “sosyal medya mahkemesi” kurma girişiminde bulunabilirler. Bütün bunlara gerek var mı? Bütün bunların o davadaki çocukların hayatlarının haricinde diğer çocukların hayatlarında da nelere sebep olduğunu görebiliyor muyuz gerçekten? Hala göremiyorsak biraz bahsedeyim;

Onlarca çocuğun travması tetiklendi.

Onlarca çocuk adalete güveni kaybolduğu için yargıya başvurmaktan korktu.

Onlarca kişi “nasılsa başıma bir şey gelmez” diyerek kendini güçlü hissetti.

Onlarca çocuk bilgilerinin ortaya saçılmasından korktuğunu için avukatını arayarak şikâyetinden vazgeçmek istediğini belirtti.

Bizim bunları hiçbir çocuğa, hiç kimseye yaşatmaya hakkımız yok. Bu ülkede çok korkunç cinsel istismar davaları ve başka çocuk davaları yaşandı, hala da yaşanmaya devam ediyor. Barolar; sadece çocukların mağdur olmadığı aynı zamanda da suça sürüklendiği yüzlerce dosyaya müdahil oluyor, ancak basına yansımamış hiçbir dosya hakkında basın açıklamasında bulunmadıkları gibi basına da sadece gerekli olan ve çocukların mahremiyetine veya diğer haklarına zarar vermeyecek ölçüdeki bilgileri veriyorlar. Avukatlar; babası veya abisi tarafından istismara uğramış yüzlerce çocuğa temsil kayyumluğu yapıyorlar. Kimse bu işten para kazanmadığı gibi herkes gecesini gündüzüne katıyor. Kimsenin yüzlerce yıllık deneyim ve bilgi birikiminin neticesi ile oluşmuş temel ilkelere, kurallara ve bilime ben riayet etmiyorum; bu davaları ben böyle savunacağım deme lüksü yok. Bu çocukların bir geleceği var, önce onu korumakla yükümlüyüz.