Eğitimde fırsat eşitliği: Lütuf değil, yasal zorunluluk

Eğitimde fırsat eşitliği: Lütuf değil, yasal zorunluluk

Özge Üstün

Pandemi ile birlikte değişen sosyolojik düzen; toplum olarak, bazı ihtiyaçlarımızı daha görünür kılmaya başladı. Bunlardan en önemlilerinden biri de kuşkusuz, çocukların eğitimde maruz kaldığı fırsat eşitsizliği oldu. Mart ayından bu yana geçirmiş olduğumuz süreç içerisinde, çok fazla dillendirilmeyen uzaktan eğitimde çocukların imkân bakımından yoksunluğu, daha görünür bir hale gelmeye başladı.

Bianet’in 9 Eylül’de yapmış olduğu habere göre; öğrenciler ve velileri, yeni eğitim öğretim yılında, uzaktan eğitim için gerekli teknolojik alt yapı ve donanıma sahip olmamaları sebebiyle eğitimden mahrum kaldıklarını dile getirdiler:

“Öğretmenime bilgisayarımın olmadığını söylemeye çekindim. Sınava hazırlanıyorum, imkânım olmadığı için derslerden geri kalıyorum. Yardım istiyorum.”

“Bilgisayarımız ve internetimiz yok, alacak gücüm de yok. Eski model bir televizyonumuz var. EBA TV’nin frekansını ayarlasın diye televizyoncu çağırdım, ama yapamadı.”

“Bizim köyde okul da yok. Çocuk sayısı az diye başka köye gidiyorlar. Servisle gidiyorlardı. Bir yandan okulun açılmasını bekliyoruz ama bir taraftan da hastalık nedeniyle korkuyoruz. Bilgisayarımız yok, internetimiz yok. Bilgisayar alacak gücümüz de yok. Nasıl olacak bilmiyoruz.”

BirGün’ün 4 Eylül’de yapmış olduğu habere göre ise; Isparta’nın Yalvaç ilçesindeki Sağır Köyü’nde GSM operatörlerinin şebekeleri çekmediği için çocuklar uzaktan eğitim alamıyor:

“Alt yapımız yok. Köyümüzde normal verici de yok. Uzaktan eğitim başladı, ancak çocuklarımız ders çalışamıyor. Köyümüzün geçim kaynağı küçükbaş hayvancılık. Çobanlarımız daha sürüyü otlatmaya çıktıklarında sıkıntıları oluyor ama bize ulaşamıyor. Jandarma ve 112 acil servisi acil bir durumda arayamıyoruz.”  

Eğitimdeki bu açık fırsat eşitsizliğini; Kenneth A. Lockridge, 1974 yılında, şu çarpıcı sözlerle ifade etmiştir: Meslek ve zenginliğin birbiriyle yakından alakalı olduğu göz önünde bulundurulduğunda, sosyal eşitsizliklerin eğitim tarihi boyunca devam ettiği görülmektedir. Basitçe açıklamak gerekirse, zenginler “okuryazarlığı ister ve satın alır”; okuryazarlık da onları daha da zengin eder. (Literacy in Colonial New England, s.23) 1970’lerin sosyolojik yapısında, Lockridge’ın açıklamış olduğu bu düşünce biçimi ve yansımaları; hala izlerini barındırsa dahi, gelişen toplum sözleşmesi ve yasalar karşılığında, varlığını artık koruyamamalıdır.

Günümüz Türkiye’sinde ise, eğitimde, bütün öğrencilere, fırsat eşitliğinin sunulması; lütuf değil, yasal zorunluluktur.

Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre; eğitimde kadın, erkek herkese, fırsat ve imkân eğitliği sağlanır. Milli Eğitim Bakanlığı, kendisine bağlı eğitim kurumlarının eğitim araç ve gereçlerini, gelişen eğitim teknolojisine ve program ve metotlara uygun olarak sağlamak, geliştirmek, yenileştirmek, standartlaştırmak, kullanılma süresini ve telif haklarını ve ders kitabı fiyatlarını tespit etmek, paralı veya parasız olarak ilgililerin yararlanmasına sunmakla görevlidir.

Anayasa’ya göre; kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. İlköğretim kız ve erkek bütün vatandaşlar için zorunludur ve Devlet okullarında parasızdır. Devlet, maddi imkânlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları yapar. İbrahim Ö. Kaboğlu, anayasal eğitim hakkını şu sözlerle ifade etmiştir: Çocukların eğitimi ve bilgilendirilmesi, kamusal yükümlülükler alanında yer alır. Eğitimin zorunlu ve karşılıksız olması ilkesi, bunun devletin birincil görevlerinden olması nedeniyle devlet, bu hakkın kullanılmasında sıkı bir denetim yetkisine sahiptir. Eğitim hakkı, devlet açısından “yükümlülük doğuran” sosyal haklar alanında yer alır. (Çocuklar ve Anayasa, s. 72)

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye göre; Taraf Devletler, çocuğun eğitim hakkını kabul ederler ve bu hakkın fırsat eşitliği temeli üzerinde aşamalı olarak gerçekleştirilmesi görüşüyle özellikle:

  • İlköğretimi herkes için zorunlu ve parasız hale getirirler;
  • Orta öğretim sistemlerinin genel olduğu kadar mesleki nitelikte de olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlenmesini teşvik ederler ve bunların tüm çocuklara açık olmasını sağlarlar ve gerekli durumlarda mali yardım yapılması ve öğretimi parasız kılmak gibi uygun önlemleri alırlar;
  • Uygun bütün araçları kullanarak, yükseköğretimi yetenekleri doğrultusunda herkese açık hale getirirler;
  • Eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliği bütün çocuklar için ulaşılabilir hale getirirler.

Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların uygulanması amacıyla gereken her türlü yasal, idari ve diğer önlemleri alırlar. Ekonomik, sosyal ve kültürel haklara ilişkin olarak, Taraf Devletler eldeki kaynaklarını olabildiğince geniş tutarak, gerekirse uluslar arası işbirliği çerçevesinde bu tür önlemleri alırlar. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin çocuk haklarının gerçekleştirilmesine yönelik kamu bütçelerini düzenleyen bu maddesi; çocukları, doğrudan veya dolaylı şekilde etkileyen finans kaynaklarının yönetimini ele almaktadır. Sözleşmenin ayrılmaz bir parçası olan maddenin açıklanmasına ilişkin 19’uncu genel yoruma göre; Devletler, sözleşmenin etkin bir şekilde uygulanabilmesi için kamu bütçesini yönetirken; ayrımcılık yasağı, çocuğun yüksek yararı, yaşama, hayatta kalma ve gelişme hakkı ve görüşlerinin dikkate alınması hakkını göz önünde bulundurmak ve bu kapsamda, kamu bütçesini; etkili, verimli, hakkaniyetli, şeffaf ve sürdürülebilir bir şekilde planlamak zorundadır.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 yılı verilerine göre; geniş bant sabit internet erişimine sahip hane oranı %50,8’dir. Eğitim harcamalarının 2018 yılındaki gayri safi yurtiçi hasıla içindeki payı ise %5,8’dir. OECD’nin “Covid-19 Salgınında Eğitim” çalışmasına göre ise; Türkiye, “eğitim ve ödev için kullanabileceği bilgisayarı olan öğrenciler” sıralamasında 77 ülke arasından 64’üncü sırada, “internet bağlantısına erişimi olan öğrenciler” sıralamasında ise 70’inci sırada yer almaktadır.

Pandemi süreci ile birlikte, internet ve bilgisayarın; kitap, defter ve kalemden daha önemli bir eğitim aracı haline geldiği bir gerçektir. Nitekim sağlık sebebiyle uzaktan eğitim görmek zorunda kalan çocuklar; internet ve bilgisayar olmadan ne öğretmenlerine ne de derslerine erişebilmektedir. Bu durum ise; yasal zorunluluk olmasa dahi, manevi bir hak olarak, çocuklara, tıpkı ücretsiz kitap erişiminin sağlanması gibi, ücretsiz internet ve bilgisayar erişiminin sağlanmasını zorunlu kılmıştır. Ancak zaten; uluslararası sözleşmelere ve yasal düzenlemelerimize göre; eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, devletin pozitif yükümlülüğüdür. Bu; maddi imkân açısından yeterli düzeyde olan ailelerin çocukları ile aynı düzeyde olmayan ailelerin çocuklarının aynı imkânlara kavuşturulması anlamına gelmemektedir. Bu yükümlülük; ayrımcılık değil, esasen, eşitsizler arasında eşitliği sağlayan, pozitif ayrımcılıktır. Devlet, bu kapsamda, kamu bütçesini; en doğru şekilde planlayarak eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması için çocuğun üstün yararına olacak şekilde harcamak zorundadır. Pandemi koşulları tüm dünyada hala devam ederken ve Dünya Sağlık Örgütü de dâhil olmak üzere, durumun ne kadar daha aynı şekilde devam edeceği öngörülemezken, çocukların sağlıklarının korunması kadar eğitimlerinden uzak kalmamaları da son derece önemlidir. Bu kapsamda; yeterli alt yapısı ve maddi imkânı olmaması sebebiyle; uzaktan eğitime etkin ve yeterli ölçüde erişemeyen bütün öğrencilerin, bu imkâna kavuşmalarının Devlet tarafından sağlanması yasal zorunluluktur.