Fatih Yaşlı: “MHP oy oranıyla orantısız bir gücü elinde tutuyor”

Fatih Yaşlı: “MHP oy oranıyla orantısız bir gücü elinde tutuyor”

Nüve Röportaj

Fatih Yaşlı, “Dinimiz Kinimizdir: Türkçü Faşizm Üzerine Bir İnceleme” kitabının yazarı. MHP’yi ve ülkücü hareketi uzun süredir inceliyor. Zaten MHP’deki gelişmeler de incelenmeye değer nitelikte. Yaşlı’yla ülkücüler, sosyolojisi, devletle ilişkisi ve MHP’nin geleceğini konuştuk.

Devlet için Cumhuriyet’i feda edebilirler

Nüve: Bizim mahallede bir süredir beliren “MHP stepnedir” ifadesi siyaseten doğru bir pozisyon gibi görünüyor. Ancak partinin pozisyonu bu kadar basit açıklanabilir mi? MHP’nin sosyolojik karşılığı sahiden önemsiz mi?

Yaşlı: Sorunun “ruhu” da MHP’nin pozisyonunun bu kadar basit açıklanamayacağını söylüyor aslında bize anladığım kadarıyla. MHP’nin “Cumhur ittifakı” içerisindeki konumunu “pasif”, “tabi”, “nesne” gibi gören analizlerden uzak durmak gerektiğini düşünüyorum. Bilakis MHP % 51’e endekslenmiş bir siyasi denklemde kimin iktidar olacağını belirleyen parti konumunda olduğunun bilinci ve gücüyle hareket ediyor uzunca bir süredir. Şöyle düşünelim, Türkiye’de MHP’nin herhangi bir şekilde seçimlerden birinci parti olarak çıkma/tek başına iktidar olma olasılığı var mı? Bence yok. Peki bunun farkında olan bir parti, buna rağmen iktidarın asli bileşenlerinden biri olma konumunu ve fırsatını bir şekilde elde etmişse, burada “stepnelik”ten söz edilebilir mi? Bilakis ben MHP’nin bunun bilincinde olarak hareket ettiğini, devlet aygıtı içerisinde oy oranıyla orantısız bir gücü elinde tutma ve bu güçten hareketle istediklerinin önemlice bir bölümünü hayata geçirtebilme gerçeğinin MHP’nin stratejisini belirlediğini düşünüyorum. Üstelik bunu yaparken “eski rejim”in halen faal kimi unsurlarıyla organik bağlantısını devam ettirdiğini, onları “AKP’yi dizginleme, devletin çizgisine getirme” vaadiyle teskin ettiğini, hatta AKP’yi bu “devletlû” hatta çekmekle övündüğünü düşünüyorum. “Devran döndüğü gün” de, yani ittifakın artık taşınamaz hale geldiği noktada da, bugünkü pozisyonunu bu “devletlû” duruş üzerinden açıklaması ve meşrulaştırması kanımca şaşırtıcı olmayacaktır. 

Nüve:Ülkücülerin devletle ilişkileri MHP’nin pozisyonunda ne denli etkili oluyor sizce?

Yaşlı: Bunun en etkili faktörlerden biri olduğunu söyleyebiliriz. MHP dün “eski devlet”in bir bileşeniydi, bugün “yeni devlet”in bir bileşeni, gelecekte devletin sahipliği değiştiğinde o devletin de bir bileşeni olmaya çalışacaklarından emin olabiliriz. Ülkücü hareketin temel sloganlarından biri olan “devlet ebed müddet” sloganını hatırlayarak söyleyecek olursak, MHP açısından önemli olan rejimlerin karakterinden ya da iktidarda kimin olduğundan ziyade bir metafizik kavram olarak, sınıflar ve tarih üstü bir pozisyona yerleştirdikleri “devlet”tir, bunun uğruna “cumhuriyet” dahi feda edilebilir.

Devlet aklı Soylu için MHP’yi ikna edebilir

AKP devletleştikçe ve “devletlû” bir karakter kazandıkça, MHP’nin de “AKP devleti”ne bu kadar yanaşmış ve 15 Temmuz sonrası cemaatin boşalttığı yere yerleşmiş olması şaşırtıcı değildir. Bu “devletlû” pozisyona elbette ki bir de “düzen”i eklemek olan biteni anlamak açısından faydalı olacaktır. MHP hem “devlet”i hem “düzen”i koruyan bir geleneğin adıdır ve şu an bunu en iyi AKP’nin yerine getirdiğini düşünmektedir; yarın bunu daha iyi yerine getirdiğini düşündüğü bir oluşum ortaya çıkarsa, orayla ittifak kurması ise şaşırtıcı olmayacaktır.   

Nüve: Akşener, Soylu ve Yavaş’ın muhtemel senaryolar içindeki olası pozisyonları size göre neler? MHP dışındalar ama sanki bir yandan da içindeler.

Yaşlı: 12 Eylül Türkiye toplumunu sağcılaştırmaya yönelik bir toplumsal mühendislik projesiydi ve bunda da büyük ölçüde başarılı oldu; öte yandan AKP tıpkı ANAP gibi, Türk-İslam senteziyle neoliberalizmi sentezleyen ve bu nedenle de 12 Eylül paşalarının ideallerindeki partiydi. Buradan hareketle söyleyebiliriz ki Türkiye hala “uzun 12 Eylül’ünü” yaşıyor ve sağ siyasetin alternatifinin sağ siyaset, sağ siyasetçilerin alternatifinin sağ siyasetçiler olduğu bir dönemden geçiyor. Saydığınız isimler şu an MHP’nin dışındalar ama “ülkücü hareket”in içindeler, bir şekilde orayla bağlantılı bir siyasal tavrın ve söylemin taşıyıcısı durumundalar, üçünün de adı Bahçeli sonrası MHP’nin genel başkanlığı için zikrediliyor. O halde sırayla bir değerlendirme yapalım. Teşkilattan ve ülkücü hareketin içinden gelmeyen bir isim olan Soylu’nun genel başkan olma ihtimalini düşük görüyorum, ancak yine de şöyle bir şerh düşelim: Eğer bunun gerekli ve zorunlu olduğunu düşünüyorsa bir “devlet aklı” MHP kadrolarını böylesi bir duruma ikna edebilir. Akşener’e gelince; eğer günün birinde MHP ile İYİ Parti’nin birleşmesinin bir iktidar rüzgârı yaratacağı düşünülürse belki Akşener’in de genel başkanlık için bir şansı olabilir. Ve Yavaş… Yavaş’ın belediye başkanlığı dışında bir projeksiyonu var mı henüz bilmiyoruz ama özellikle son dönemde çok ciddi bir popülarite yakaladığını görebiliyoruz ve “post-Erdoğan” döneminin geçiş evresinde eğer bir “siyaset üstü ve tarafsız cumhurbaşkanı” figürü aranacaksa adının gündeme gelebileceğini düşünebiliriz. Öte yandan ülkücü hareketin dışında ama Türk sağının içerisinde olduğunu düşündüğüm fakat sizin sorularda ismini zikretmediğiniz için benim de burada aynısını yapacağım bir figür var ki, Erdoğan sonrası dönem için ve elbette ki hem “Türk sağı” hem de “Türkiye sermaye sınıfı” bağlamında, asıl önemsenmesi ve ciddiye alınması gereken kişinin o olduğunu düşünüyorum.   

İttifakı bozma konusunda tereddüt göstermezler

Nüve: Herkesin merak ettiği soru: Cumhur ittifakı dağılır mı?

Yaşlı:AKP’nin tarihi biraz da ittifaklar yaratma ve o ittifakları bozmanın tarihidir. AKP koşullar değiştiğinde müttefiklerini değiştirmeyi bilmiş ve becermiştir. Öte yandan, önceki müttefiklerden farklı olarak, MHP’nin kendi istemediği sürece bu ittifakın bozulmasına izin vermeyecek ya da en azından bunu engellemeye çalışacak kadar güçlü bir konumda olduğu akılda tutulmalıdır. İktidar olmak için %51’in gerekli olduğu koşullarda, yeni bir müttefik bulamadığı sürece AKP de söz konusu ittifakı kolay kolay bozamayacaktır; öte yandan MHP ise, AKP iktidarının “devlet” ve “düzen” açısından artık işlevsel olmadığını fark ettiği gün bu ittifakı bozmakta en ufak bir tereddüt göstermeyecektir.

Son olarak, biraz da spekülasyon yapmak ve üzerine düşünmek adına, bu söyleşiyi “MHP ve ülkücü hareket, iktidarı doğrudan almak isteyeceği bir konjonktürün yaklaşmakta olduğunu, Türkiye’nin böyle bir noktaya sürüklendiğini düşünüyor ve buna uygun bir hazırlık içerisinde bulunuyor olabilir mi” sorusunu sorarak bitirmek isterim.