Gıda güvenliği ilerlemiyor

Gıda güvenliği ilerlemiyor

Mete Yolaş

Dün akşam saatlerinde 5 aylık gecikmenin ardından Avrupa Birliği, Türkiye’nin 2020 yılı İlerleme Raporu’nu açıkladı. Rapor yayınlanır yayınlanmaz yıllardır sadece gündemdeki krizlere ilişkin raporda yer alan görüşler konuşulur, diğer görüşler önemsiz sayılır ülkemiz ana akım medyasınca. Ana akım medyaya rating kazandırmayan fakat halkı doğrudan etkileyen önemli fasıllardan birisi Gıda Güvenliği, Veteriner ve Bitki Sağlığı Politikaları başlıklı 12. fasıl.

12. fasılla ilgili senelerdir bir arpa boyu yol alınamıyor. Böyle kritik öneme sahip fasıllarda ilerleme sağlanamaması bir yana ülke gündeminde “Biz her şeyi eksiksiz yapıyoruz, AB bizi oyalıyor” şeklinde algılar yaratılıyor, kamu kurumları tarafından denetime gelen AB heyetinin fotoğrafları servis edilip “Hayran kaldılar, takdir ettiler, ülkelerinde uygulamak için detayları istediler” şeklinde gönderiler paylaşılıyor. Bugün tam üye olmaya çalıştığımız Avrupa Birliği, üyesi olduğumuz NATO ve Birleşmiş Milletler üye ülkeleri tek parça haline getirmeyi amaçlayan yapılar ve bu topluluklar milletlerarası güven ve şeffaflığı temel alıyorlar. Biz bu güven ve şeffaflık temelinde mültecileri Avrupa sınırına yığıyor, ödenek talep ediyor ve vize muafiyeti istiyoruz.

Gıda Güvenliği, Veteriner ve Bitki Sağlığı Politikaları başlığına dönecek olursak son iki raporda şöyle başlıyor; “Türkiye, genel gıda güvenliğine ilişkin AB müktesebatının uyumlaştırılması çalışmalarında sınırlı ilerleme kaydetmiş, veterinerlik politikasını AB müktesebatıyla tam uyumlu hale getirmemiştir.” Taklit-tağşiş listelerinin patlamasına, bakanlık personellerinin hijyen kriterlerine uygun olmayan denetimler yapmasına rağmen bu alandan sorumlu bakanı bu sene orman yangınlarının haricinde hiç görmedik. Orman yangınlarında sahada olmasının sebebi ise hobisi olan pilotluk, helikopter ve uçak tutkusu. Bu arada özür dilerim bozulmuş tavuk dönerin çamaşır suyuyla yıkandığı iddialarını makamında tavuğu çamaşır suyuna yatırarak denemiş ve kamuoyunu bilgilendirmişti, bu önemli açıklamayı atlamak olmaz. Kaldı ki kendisi yönettiği ulusal otoritenin çalışma alanının herhangi biriyle ilgili bir uzmanlığa da sahip değil.

Ülkemizde gıda mühendisliği bölümlerinden her yıl yaklaşık 2800 öğrenci mezun oluyor. Yeni mezun olan gıda mühendisleri ya uzun bir işsizlik süreci yaşıyor ya da asgari ücretle gıda mühendisi olarak işe girip kendilerini İsviçre çakısı olarak gören işverenlerinin isteklerini yerine getiriyorlar. Bakanlık kadrolarında yaklaşık 16500 ziraat mühendisi, 9000 veteriner hekim bulunmasına rağmen yaklaşık 2500 gıda mühendisi bulunuyor. Denetim gerçekleştiren gıda denetçisi sayısı ise yaklaşık 7000. Genellikle 2 kişi olarak denetim gerçekleştiren gıda denetçileri içerisinde yine gıda mühendislerinin sayısı çok düşük. Bunlara ilave olarak ulusal otorite gıda işletmelerinde çalışması zorunlu personel bulundurulmasını zorunlu kılan maddeyi son 10 yılda 2 defa ilgili yasadan çıkarttı ve TMMOB’un davalarıyla Danıştay ayrı ayrı 2 kararla ilgili maddenin yasadan çıkartılamayacağına hükmetti. Şu anki mevcut durumda yüzde 80’ini KOBİ’lerin oluşturduğu gıda işletmelerinde 10 personel veya 30 beygir gücünün altında olan gıda işletmeleri, çalışması zorunlu personel olan gıda, kimya, ziraat mühendisi ve veteriner hekim çalıştırmak zorunda değil hatta gıda mühendislerinin de alanı daraltılmış durumda.

Son iki raporda da özellikle tarımsal gıda tesislerinin iyileştirilmesi için ulusal planın geliştirilmesi konusunda ilerleme olmadığı, gıda işletmelerinin kayıt ve onay işlemlerinde yeni kuralların uygulanması için önemli çalışmalara ihtiyaç duyulduğu ve canlı hayvanlar için kara, deniz gümrüklerindeki ile Sabiha Gökçen Havalimanı’ndaki sınır denetim noktalarının halen faaliyette olmadığı vurgulanıyor. Bu konuların her biri ciddi bir çalışmayı, ulusal otoritenin kimseyi ötekileştirilmeden TMMOB’un, akademinin, üreticilerin, çiftçilerin, sektör temsilcilerinin bulunduğu bir masa etrafına toplaması ve bilimsel çatışma çıkartmasını gerektiriyor.

Avrupa Birliği son iki raporda da altını çize çize belirttiği beklentileri olan ve bizim ısrarla üzerinde çalışmadığımız Ulusal Gıda Güvenliği Programı ve İzleme Planı ile zoonoz hastalıkların önlenmesi çalışmalarına ilaveten önümüzdeki yıl içinde istisnasız bütün gıda işletmelerinin AB standartlarını karşılayacak şekilde iyileştirilmesini bekliyor. Bu yıl COVID-19’dan ötürü hem rapor sarktı hem de tepkiler yumuşatıldı fakat önümüzdeki yıl özellikle bu fasıldan kaynaklı, içerisinde müzakereleri askıya almak da dahil çok sert yaptırımlarda bulunulacak gibi görünüyor.