Gökçe Gökçen: Türkiye’ye başka bir vizyonla siyaseti göstereceğiz

Gökçe Gökçen: Türkiye’ye başka bir vizyonla siyaseti göstereceğiz

CHP tarihin en büyük fenomenlerinden birisi. Kurtuluşun ve kuruluşun partisi olmakla övünen dev kadrolarıyla daima tartışıldı. Hakkında yazılmış yüzlerce kitap ve makale var. Cumhuriyet tarihinin CHP’ye temas etmeyen hiçbir dönemi yok. Bu büyük fenomen tarihsel bir dönemeçte büyük bir kongreye daha gidiyor. Bu defa şartlar oldukça farklı. Asırlık çınar seçim barajına takılıp Meclis dışında kaldığı zamanlarda bile coşkulu kongreler yapmış; bazen güller birbirine uzatılmış, bazen de sandalyeler havada uçuşmuştu. Şimdi COVID-19 salgını nedeniyle görece sükunetli bir kongreye hazırlanıyor. Nüve olarak bu sükuneti sosyal demokrasinin düşünsel iklimini kurmada bir tehdit olarak görerek CHP dosyasını açmak istedik. Genel merkez yönetimi ve onların muhalefetiyle bir dizi röportaj yapmanın ideolojinin tartışma zeminine katkı sunmasının çok iyi olacağına inanıyor, birkaç gün sürecek dosyayla Nüve okurlarını baş başa bırakmak istiyoruz. İkinci günde CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen’le konuştuk.

Ali Naki, CHP Dosyası

“Yönetemezler” önyargısını yıktık

Nüve: Röportaj imkanı verdiğiniz için teşekkür ederiz. İzninizle hemen sorulara geçelim. Herkesin adayları ve listeleri konuştuğu bir dönemdeyiz. Ancak biz partinin yönelimlerini konuşmak istiyoruz. Parti 31 Mart seçimleriyle birlikte bir başarı yakaladı. Hali hazırda bir “belediye siyaseti” de izliyoruz. Parti yerel yönetimlerdeki başarısıyla topluma seslenmeye mi çalışıyor? Buradaki amaç nedir?

Gökçe Gökçen: Toplumun bir kesiminin muhalefete karşı “onlar yapamaz” şeklinde bir önyargısı vardı. Muhalefet de buna karşılık “Biz uzun süredir hiç iktidara gelmedik ki, nereden biliyorsunuz?” diyordu. Halkın genelinin günlük siyaseti medyadan takip ettiği, popülist söylem veya kişisel polemiklerin ön plana çıktığı bir ortamda muhalefetin yaptığı işleri aktarması daha zordu. 31 Mart’ta birçok belediyenin Cumhuriyet Halk Partisi’ne ve muhalefete geçmesi, bu algının yavaş yavaş değiştiğini ve seçmenin muhalefete bir yönetme şansı vermek istediğini gösterdi. Biz de verilen bu şansı en iyi şekilde değerlendirerek siyasetin belli kişiler için değil, halkın bütünü ve öncelikli olarak geride bırakılmış kesimler için yapılabildiğini ispatlamak istedik. Özellikle pandemi döneminde bunun çok iyi bir örneğini gösterdik. Uzun bir dönemin ardından iktidardaki bir Cumhuriyet Halk Partisi’nin hem yönetebilen, hem de halkla birlikte yönetebilen bir anlayışa sahip olduğunu göstermiş olduk. Bu yüzden belediyelerin çalışması bu dönemde genel siyasetten daha çok ilgi çekti. Ama Türkiye’nin çok büyük sorunları varlığını devam ettiriyor. Ekonomik kriz ve yoksulluk başta olmak üzere erkler ayrılığının ve hukuk devletinin ortadan tamamiyle kalkması, eğitim sisteminin çökmesi, iklim krizi, deprem gibi konularda daha genel çapta çözümlere ihtiyacımız var. Bu sorunların ağırlığını vatandaşların omuzlarından biraz olsun alabilmek için belediyelerimiz çalıştı, ama bu sadece bir başlangıç. Türkiye’nin iyi yönetilebilmesinin ve bu sorunların çözülmesinin mümkün olduğunu biliyoruz, Saray’dakilere “güle güle” deyip el sallarken bir yandan da Türkiye’ye bambaşka bir vizyonla yeni bir siyaset nasıl inşa edilir, bunu göstereceğiz.

İdeolojik ilkelerden ödün vermemeli

N: Son dönemlerde verili alan, anketler ve siyasal iletişim partilerin yönelimlerinin ve ideolojilerinin çok önüne geçti sanki. Bu CHP için de böyle midir? Yeni siyasetin kodlarında bütün bunların karşılığı nedir? Önümüzdeki dönemde parti ve siyaset kurumu bunları önemseyecek mi?

G.G.: Her zaman şunu söylüyorum: Halkın gündemi neyse siyasetin gündemi de o olmalı. Halk nasıl sorunlar yaşıyorsa siyaset bu sorunlara çözüm önerisi getirmeli, sorunları körükleyen ve büyütüp kendine fayda sağlayan anlayış artık eskidi. Halkın ne istediğini doğru tespit edebilmek de örgütün özellikle yerelde çalışmalarına değer verilmesiyle, iyi bir verileme çalışmasıyla ve doğru anketlerle mümkün olabilir. Burada ise dikkat etmek gereken bir şey var: Kısa vadeli düşünüyorsanız o anda yükselen ilgiyle sürüklenmeniz ve yanlış olanı tekrarlamanız mümkün olabilir. Uzun vadeli ve bütüncül bir mantıkla hareket etmeniz gerekir. İdeolojik ilkelerinizden ödün vermemeniz gerekir. Bana göre sayılar, doğruyu ve yanlışı göstermekten öte, sizin fikirlerinizi ifade ederken doğru yöntemi kullanıp kullanmadığınızı, ilkelerinizi savunurken soru sorulana başka bir seçenek imkanı sunup sunamadığınızı ifade ediyor. Bu şekilde bakarsak yorum ve değerlendirmeden, sözden öte eylem tarafına, ideoloji tarafına daha iyi odaklanabiliriz. Çünkü siyasi hareketler akademik ortamlar değil, siyaset yalnızca profesyonel bir mantıkla yürütülemez. Günün sonunda “insan”a ne değer verdiğiniz, hayat görüşünüzün nasıl olduğu ve bunu nasıl yansıttığınız en önemlisi.

N: Yeni sistemle birlikte siyasi partilerin hayatına ittifaklar girdi. Ancak henüz ittifakların partilerin iç mekanizmaları, programları ve adaylarına müdahale edebildiği yeni bir aşamaya tam anlamıyla geçmedik. Siz böyle bir öngörüde bulunabiliyor musunuz? Yani örneğin Millet İttifakı’nın sürmesi için CHP parti içinde nereye kadar fedakarlıkta bulunabilir?

G.G.: Aslında ittifak dediğimiz durum yeni bir şey değil. Koalisyonlar eskiden hükümet kurma ve yürütmeyle ilgiliyken şimdi tüm siyasi düzlemi kapsayan bir konu haline geldi. İttifak kuran partilerin bambaşka hayat görüşü ve ideolojileri var, ama yine de bir arada durabiliyorlar. Biz bunu başka bir versiyonuyla 2013’te Gezi’de görmüştük. Birbirine hiç benzemeyen insanlar, ortak bir amaç olan park ve özgürlükler için bir aradaydı, ama eylemlere katılanların her biri direnişi kendine göre farklı anlatıyordu. Yani bir yandan ortak bir hedef vardı, diğer yandan farklı farklı düşünceler. İşin sonunda kim daha organize ve ikna edici olduysa, kim Gezi’yi anlatan konumunda bulunduysa tarihe biraz da onun bakış açısıyla geçecek bir eylemdi.

İttifak için fedakarlık gerekir

İttifakları bu mantıkla düşündüğümüzde özellikle muhalefet için şu çok önemli: demokratik bir parlamenter sistem ve hukukun üstünlüğü, liyakat gibi kavramları ortak hedefler olarak belirleyip geri kalan konularda ideolojik farklılıklarımızı koruyabilmeliyiz. Türkiye’de siyasi görüşler ve sivil toplum açısından aslında küçümsenmeyecek kadar büyük bir renklilik var. Örgütlenme konusunda Türkiye olarak geriyiz belki, ama çeşitliliğimiz siyasi hareketlere yine de yansıyor. Ortak hedefler konusunda bir arada durabilmek bazen fedakarlık gerektiriyor, ama ben bunu ayrı bir örgütlenme deneyimi olarak da görüyorum. Belki fazla iyimser görünebilir ama her konuda “nasıl çözülür” kısmına daha çok odaklanıyorum: Rahatsızlık yaratan konular tartışıldıkça hep birlikte daha güçlü kalmanın yolunu bulacağız.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yüzden ittifakın etrafında birleştiği temel ilkelerin yanında özellikle temel haklarından yararlanamayanları destekleyen güçlü bir sosyal devlet, korunan ve geliştirilen sosyal haklar, örgütlü bir toplum ve gençlerin güvencesizlik sorununun çözüldüğü bir Türkiye hedefimizi kararlılıkla sürdürmek ve hatta güçlendirmek zorundayız.