Hapisle gıda güvenliği sağlamak kimin aklına geldi?

Hapisle gıda güvenliği sağlamak kimin aklına geldi?

Mete Yolaş

TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nda görüşülmesi için 2/2985 esas numaralı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi geldi ve görüşülmeye başlandı. Gıda alanını baz aldığımızda teklifte öne çıkan iki madde görülüyor;

  • Kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak gıdalar piyasadan toplatılacak ve mülkiyeti kamuya geçirilerek imha edilecek. Bu gıdaları üreten, ithal eden, piyasaya arz eden gıda işletmecilerine 1 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 1000 günden 5000 güne kadar adli para cezası verilecek. Fiilin 3 yıl içinde tekrarlanması durumunda gıda işletmecisi 5 yıldan 10 yıla kadar gıda sektörü faaliyetinden men edilecek.
  • Gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda yanıltıcı yayın yapan kişilere 20 bin Türk lirasından 50 bin Türk lirasına kadar idari para cezası verilecek.

Önümüzde olumlu görülen ve öyle karşılanan fakat yol açabileceği durumların farkına varılmamış bir teklif duruyor. Üstelik bu teklif hazırlanırken iktidar partisi yine anayasal olarak mesleğin resmi temsilcileri olan TMMOB’un ilgili odalarından görüş almadı. Hapis, para, idari vb. cezalar ile herhangi bir şeyin çözülmesi pek mümkün değil, kaldı ki cezalar rehabilite edici nitelikte de değil. Dönüp dolaşıp nitelikli eğitimin, araştırmanın ve okumanın önemine tekrar tekrar geliyoruz.

Bir gıda firması var; aileden ya da arkadaş çevresinden de en az 1 tane ortağı var. Firma denetimlerde taklit-tağşişten yakalandı. Süreç başladı, soruşturma açıldı, ifadeler alındı. Herkes suçu birbirine atacak; firma sahibi suçu “İstihdamı Zorunlu Personel” olarak çalışan ve yasal maaşının en az yarısını elden geri istediği mühendisine atacak. Mühendis de firmanın taklit-tağşiş yaptığını tutanakla resmiyete dökmediyse, mail atmadıysa ya da ilgili kurumlara bildirmediyse geçmiş olsun. Mühendisin elinde kanıtı var, kendini akladı. Bu sefer suç üretim personelinin olacak; “Bizim haberimiz bile yok, yapan personeli hemen attık işten.” Bir de şöyle bir durum var; firma yılda milyarlarca liralık ürün üretiyor, ihracat yapıyor, yüzlerce personel çalıştırıyor. Hangi el soruşturmaya daha önce müdahale eder?

Sürecin sorunsuz işlediğini düşünelim; imha aşamasına gelindi. Bakanlığın imha için hazır bulunduracağı sayıda mühendisi var mı? Hayır yok. Daha firmaları nitelikli bir şekilde denetleyebilecek sayıda mühendis, özellikle de gıda mühendisi yok. Ve ısrarla da istihdam edilmiyorlar. Her yıl 2500 civarı gıda mühendisi üniversitelerden mezun oluyor fakat kadro açılmamakta ısrar ediliyor.

Diğer bir konu TV programları. Canan Karatay’ı, Yavuz Dizdar’ı, Oytun Erbaş’ı ve daha nicesi yanlış veya çarpık bilgi verdiğinde şenlik başlayacak. RTÜK mesleki uzmanlık gerektiren bir alandaki bilginin çarpık olduğunu nasıl tespit edecek ve kendi başına soruşturma açacak? Muhtemelen burası bir savaş alanına dönecek; TMMOB’a bağlı ilgili odalar bütün işi gücü bırakıp TV başından kalkmadan bunların her birini takip edip, şikâyet edecek. İddiasının kanıtlanması istenen Canan Karatay “Benim elimde makaleler, veriler, araştırmalar var. Beni susturmak istiyorlar, halkı zehirliyorlar.” diyecek. Ortaya konulan ve mesleki uzmanlık gerektiren kanıtları kim, nasıl değerlendirecek? Yanlış veya çarpık bilgi veren birisi TV’ye çıkıp doğru bilgiler veren bir mühendise misilleme yapıp gafil avladığında neler olacak?

Uygulamada sıkıntıları bol, çelişki ve şüpheler ile bezenmiş bir kanun teklifinden öteye geçemiyor bu teklif. Gıda güvenliği hapisle sağlanamaz; gıda mühendisiyle, eğitimle, liyakatle sağlanır.