Batı cephesinde değişen bir şey var: Kılıçdaroğlu ihtimali

Batı cephesinde değişen bir şey var: Kılıçdaroğlu ihtimali

Eren Aksoyoğlu

Siyaset kurumu bir süredir çok kazananlı oyunları önemser oldu. Her bir hamlenin birden çok tarafa kazandırması gerekiyor. Siyasetin belirli bir alana sıkışmasının göstergelerinden biri bu. Dolayısıyla oyun kurucuların sayısı azaldı. Yetki zaten dar bir grubun elindeyken yeni düzende daha az siyasetçinin eline geçmeye başladı. Sokağın çözüm olduğu zamanlarda kitlelere duyulan güven, kulislerde yetkisini liderlere devretti. Kimisi sarışın mavi gözlü bir kurt, kimisi Trabzonlu bir müteahhit, kimisi ise sağdan oy alacak yiğit bir ülkücü arıyor. Bu arayışın yarattığı düzlemde doğruyu bulmak mümkün değil. Ama doğru bir yola kapılar açmak da mümkün. Bu yazı, Kılıçdaroğlu’nun muhtemel adaylığı ekseninde bütün yolları irdelemeyi amaçlıyor. Çayınızı kahvenizi aldıysanız başlayalım.

Nereden çıktı bu adaylık?

Siyasetin iki yeni oyuncusu var: Siyasal iletişimciler ve anketçiler. Biri özellikle pozitif kampanyaları, diğeri veri fetişini kaşıyor. Televizyon programlarında, gazetelerin birinci sayfalarında, Twitter’da belirleyici olan onların sözleri. Siyasetin eski oyuncusu ideologlar ise gazetelerin köşelerine sıkışmış durumdalar. Söyleyecekleri sözler, itirazları, karşı çıkışları, diyiverecekleri satır aralarına saklanıyor. Sopayı vurmak için 2 kere değil, 5 kere sıvazlamak zorunda kalıyorlar. Birçok nedenden ötürü bu üstü kapalı yönelimler liderlerin elini giderek güçlendiriyor. Buna benzer onlarca fazda parayı verenin düdüğü çaldığını hatırlatıyorlar.

31 Mart’tan sonra yukarıda sözünü ettiğim siyasetin yeni oyuncuları eliyle kurulan “belediyeler rejimi” uzunca bir süre iktidarda kaldıktan sonra yine onların elleriyle yok edildi. O kadar ki toplum, her iki oyuncuya da belediyelere, dolayısıyla belediye başkanlarına gereğinden fazla önem verdiğini fark ettirdi. Belediyelerin partilerin boş bıraktığı alanda top koşturuyor olması artık karşılıksız bırakılmıyor. Ses yükseltiliyor, uyarı veriliyor, hatta kulak bükülüyor. “Partiler belediyeleri yönetiyor” demiyorum ama artık “belediyeler de partileri yönetemiyor.”

Türk siyasi tarihi liderlerin birbirlerini yıkmasının, yıkamadığında askerin bütün liderleri yıkmasının tarihidir. Ancak her koşulda Türk modernleşmesinin tarihsel birikimi gereği liderlerin açık bir meydan okuması söz konusu olur.

“Önce CHP’deki korku duvarlarını yıkacağız”

CHP lideri Kılıçdaroğlu liderliğini Önder Sav’ın elinden acı deneyimlerle almıştı. O kadar ki Sav-Kılıçdaroğlu ilişkisine dayanan gazete haberlerinde “teknik direktör oyuncusunun performansından memnun” spotları dahi vardı. Hatırlayın, oradaki liderlik mücadelesinde Kılıçdaroğlu CHP’deki korku duvarlarından söz etmişti. 140 Journos’un malum videosunda Kılıçdaroğlu, partideki dönüşümü artık tamamladıklarını, partiyi merkeze çektiklerini açıkça beyan etti. Yani Sav’la odaların köşelerini tuttuğu günden bugüne kadar bir korku duvarı yıkma mücadelesi. İki elin parmakları kadar yıl.

10 tane Aralık ayı geçti

CHP’nin bugünkü yönelimleri DSP-ANAP çizgisinin Türkiye’yi seküler merkez sağda tutma idealinin bir yansımasına benziyor. Bu yönelimler parti çevresi tarafından “Cumhuriyet’in kazanımlarının korunması” ile “Cumhuriyet’in yeniden kurulması” ideallerinin arasına çerçeveleniyor. Bu görev şüphesiz CHP’ye düşüveriyor. Başka ihtimallerin konuşulmasını şimdilik gözardı edelim. Zira sosyal demokratik bir “hocalar hareketi” olan “10 Aralık” bunu geçmişte denemiş, son dönemeçte bu kritik müdahaleden vazgeçmişti. Aradan 10 tane Aralık ayı kadar bir zaman geçti ve şimdi Türkiye’nin içine düştüğü cendereden çıkabileceğimize dair umutlar belirdi.

Bu aşamada Kılıçdaroğlu ihtimalini farklı açılardan irdelemeye ihtiyaç var.

1. Siyasal İslamcıların ideolojik saldırısı

Türkiye 90’lardaki bir grup katliam ve cinayetlerle başlayan süreci “İslamcıların huzurlu kollarında” nihayetlendirmek istedi. Siyasal İslam ise bütün bir süreç boyunca toplumu gütmeyi başardı. Bütün bu yıllar içinde Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin sayısız hatası var. Elbette bunların çoğu ölümcül hatalar. Ayrıca birkaç yılda atlatabileceğimiz siyasal İslam saldırısını 19 yılda atlatabileceğiz. Muhtemelen etkileri de bir o kadar sürecek. Ancak bunun küresel bir ideolojik saldırı olduğunu ve sendeleyenin hepimiz olduğunu da unutmayalım. Saldırının hızı kesiliyor.

2. Büyük lokma MHP

Türkiye’de her toplumsal mahallenin bir milliyetçi partisi var. Beş toplumsal mahalle olsa beş farklı milliyetçi parti olurdu. Dolayısıyla bu olgu gözardı edilemiyor. Milliyetçiler de merkezin çevresinde siyaset yapanlar gibi dönemsel olarak yuvaya çağrılırlar. Bu büyük ihtimalle Bahçeli sonrasında, yeni bir kompozisyon içinde olacak. Merkez siyasetçiler için MHP, “Cumhuriyetin yeniden kuruluşu” için yine bir nosyon. Kılıçdaroğlu’nun her konuşmasında ülkücülere vurgu yapmasının arkasında da bu yatıyor. MHP liderliği Soylu-Yavaş “tipolojisi” ekseninde çok şeye gebe. Onunla ilişkilenen herkes büyük lokmayı koparmaya kendiliğinden aday oluyor.

3. Akşener’in kurgusu

İyi Parti lideri Akşener geçtiğimiz ay boyunca katıldığı televizyon programlarında Muharrem İnce’nin de aday olduğu Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki kurgu sorununu anlattı. Tercihlerinin denenmemiş olmasının altını çizdi, yeni pozisyon alışta İnce’yi yanında tutmanın kendi görevi olduğunu üstü kapalı şekilde anlattı. Bu kurgu o gün için de zorlayıcıydı. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun o gün topa çıkmamış olması bugün topa çıkarken Akşener’in de desteğini alabileceğini gösteriyor. Bu konuda anlaşmadıklarının ama nezaketli davrandıklarını ekleyelim. Akşener ittifaka hata yaptırmamak için dikkat göstereceğinin sinyallerini de veriyor.

4. İttifakın anket denemeleri

Millet İttifakının iki büyük oyuncusu CHP ve İP sırasıyla anketleri hareket ettirecek hamleler yapıyor. İyi bir görev dağılımı olduğunun da hakkını verelim. İki parti de herhangi bir hamleden sonra arkasına yaslanıp bekliyor. Kılıçdaroğlu’nun erken seçim istemesi ve adaylık yönelimi içerisine girmesinin sonuçları da beklenecek. Şüphesiz herkes önce Ekrem İmamoğlu’nun sonra Mansur Yavaş’ın Kılıçdaroğlu’yla arasındaki farkı gösteriyor. Ancak siyaset kurumu manipülatiftir. Eğer iki belediye başkanının Erdoğan’a karşı aldığı iddia edilen oy oranları ile Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a karşı aldığı iddia edilecek oy oranları farkı kapanırsa ihtimal elbette gerçekleşecek.

5. HDP ve birkaç tane yüzde 1

Kürt hareketi Demirtaş içeride kaldığından beri beli kırık bir karınca görüntüsü veriyor. Demirtaş’ın karizmatik liderliği HDP’yi ayakları üzerine oturtuyordu. Şimdi dijital medya olanaklarına ve HDP’nin direngen örgütsel yapısına rağmen geniş halk kitlelerine tam anlamıyla ulaşmıyor. Türkiye sosyalist hareketi ise önümüzdeki seçimlere bir ölüm kalım mücadelesi olarak bakıyor. Hem HDP içinde bulunduğu koşullardan dolayı hem de Türkiye sosyalist hareketi ahir zaman AKP’de siyaset yapmamış herhangi bir siyasetçiye ikinci turda razı geleceğe benziyor. İlk tur için bir aday çevresinde uzlaşmak ise bir varlık göstermek anlamına gelecek. Şüphesiz Kılıçdaroğlu’na örneğin Akşener’e olduğundan daha çok razı geleceklerdir.

6. Parti için sürdürülebilir başarı

31 Mart parti örgütleri ve çevresi için büyük bir başarı hikayesiydi. Ancak siyasette bu başarı hikayesinin sürdürülebilir olması gerekiyor. Yerel seçimin arkasından gelen ilk genel seçimde başarı göstermek sosyal demokratların siyaset şablonlarından biridir. Ayrıca parti örgütlerinin kazanılan belediyelerde yeterince varlık gösterememesi, il ve ilçe örgütlerinin yüzüne kapıların çarpılması, bütün bunların üzerine AKP-MHP çevresine pozisyon dağıtılması genel merkez üzerindeki baskıyı iyiden iyiye arttırdı. Son dönemde kongrelerin takvime uygun şekilde yapılmayacağı söylentilerinin yayılması, bütün bunların yanında CHP’nin merkeze yöneliminin örgütlerdeki yansımaları da dişlerin sıkılmasına neden oldu. Her ne kadar Muharrem İnce partiden ayrılmış ve kendi partisini kurmuş olsa da geçmişte birlikte siyaset yaptığı arkadaşlarının partiden ayrılmayarak gelişmeleri izliyor olması, bunun yanısıra irili ufaklı pek çok grubun muhalefet saflarındaki “izliyor” görüntüsü başarıyı kaçınılmaz kılıyor. Çünkü bir meydan okuma dahi CHP liderinin üzerinde 12 yılda biriken eleştirileri üzerinden atmasına, aynı zamanda partinin yeni yönelimini sonraki yöneticilere devretmesine neden olacak.

Şunu da atlamayalım: Kılıçdaroğlu en başından beri partili cumhurbaşkanı modeline karşı, aday olacaksa genel başkanlıktan ayrılması da olasılıklar arasında. O halde yeni bir genel başkana da ihtiyaç olacak.

7. Belediye başkanlarının kaderi

Kılıçdaroğlu ihtimalinin belirmeye başladığı süreden beri İmamoğlu’nun ve Yavaş’ın geriye yaslandığı görülüyor. İmamoğlu ve Yavaş’ın aday olmaması için çok fazla neden var. Ama en iyisi şu: 100 yıllık aydınlanma ve ilerleme pratiğinin iki belediye başkanının arasına sıkıştırılması milyonları sarıp sarmalayan tarihsel birikimimize hakaret değil midir? Burası San Marino kadar küçük bir ülke mi?

Sonuç Yerine

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üzerinde henüz bir mutabakat söz konusu değil. Ancak CHP yönetimi bir süredir, SHP döneminin sosyal demokrat aşiretlerini yeniden kazanmak için bir dizi çalışma yapıyor. Kürt kentlerinde gözle görünür bir başarı elde etmeye hazırlanan partinin herkesi mutsuz edecek fazlaca yönelimi var. Ancak liderlik katında bir müdahaleye tahammül yok.

Zaten Kılıçdaroğlu aday olursa yeni bir siyasi düzlem oluşacak, tahammüle göstermeye gerek kalmayacak.