Para dedektifi

Para dedektifi

Mete Yolaş

“1975 sonrasında günümüze kadar gelen süreçte gıda endüstrisinin ülkemizdeki yükselişini; obezite ve diyabetin artışı ile durdurulamaz endüstriyel gıda tüketim alışkanlıklarında görebilirsiniz. Türkiye’de gıda ile ilgili ilk bölüm de tam bu sürecin başlangıcında; 1975’te temeli atılarak 1977’de açılıyor. İzmir Gıda Teknoloji Yüksek Okulu adıyla açılan bölüm 1993 yılında Gıda Mühendisliği adını alıyor.” şeklinde bir bilgi veriyor ve “Kimse darılmasın, kızmasın; gıda mühendisliğinin topluma değil, endüstriye hizmet eden bir bilim dalı olduğunu kabul etmek gerekiyor.” diye de eleştiriyor. Eleştiren de Instagram’da “Gıda dedektifi”, twitter’da “denetle!” isimleri ile kendini cilalayan bir şehir plancısı. “Gıda dedektifi” ismini marka olarak tescil ettirmiş ve bu tescil ile de kendisini sosyal medyada mavi tik ile korumaya almış.

Kendi mesleğinde bir yere ulaşamayan, mesleğini geliştiremeyen bu kişi gıda mühendislerini karalayarak, linç ettirerek milyonlarca takipçiye, pardon binlerce liralık kazanca ulaştı; böyle manipülatörler için takipçi sayısının artması aslında kazancın artacağı anlamına geliyor. Bir de bu işin arka planı var fakat oraya geçmeden önce yukarıda yer alan ve manipülatörler tarafından sık kullanılan bu söylem üzerine konuşmak gerek.

30 Ekim 1933; Altındağ, Ankara. 1930 yılında kurulan Ankara Ziraat Yüksek Okulu, dört fakülteden oluşan Ankara Yüksek Ziraat Enstitüsü’ne dönüştürülüyor. Enstitü’nün içindeki dört fakülteden biri ise Ziraat Sanatları Fakültesi yani Gıda Teknolojisi Fakültesi. 1946’da Ankara Üniversitesi’nin kurulması ile 1948 yılında Ankara Yüksek Ziraat Fakültesi üniversiteye bağlanıyor ve Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi adını alıyor, Ziraat Sanatları Fakültesi de Ziraat Teknolojisi Bölümü adını alıyor. Bu yeni bölümde ihtimar sanatları, süt mamulleri, mezbaha mahsulleri gibi kürsüler oluşturuluyor. Bölüm 1972 yılında Gıda ve Fermantasyon Teknolojisi, 1982’de Tarım Ürünleri Teknolojisi, 1989’da Gıda Bilimi ve Teknolojisi adını alıyor.

1975 yılında İzmir’de de İzmir Gıda Teknoloji Yüksek Okulu kuruluyor, aynı yıl Hacettepe Üniversitesi de Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde Gıda Analizleri ve Teknolojisi Bölümü kuruyor. 1977 yılında İzmir Gıda Teknoloji Yüksek Okulu Gıda Fakültesi’ne; Hacettepe Üniversitesi’ndeki bölüm ise Gıda Mühendisliği Bölümü’ne dönüştürülüyor. 1980 yılında ODTÜ de Gıda Mühendisliği öğrenimine başlıyor. Üniversitelerarası Kurul bu eğitimin artık resmen kabulünü gündeme alıyor; 24 Mayıs 1993 ve YÖK’ün 13 Mayıs 1994 tarihli kararları ile bu bölümler resmen Gıda Mühendisliği Bölümü’ne dönüştürülüyor ve mezunlarına “Gıda Mühendisi” ünvanı verilmeye başlanıyor. Kısacası; 1975 yılında endüstrinin yükselişi ile temelinin atıldığı iddia edilen Gıda Mühendisliği’nin temelini 1930 yılında Atatürk atıyor, dünyaya da öncü oluyor. Türkiye dünyada Gıda Mühendisliği eğitimi veren neredeyse tek ülke. Manipülatörler ise Atatürk’ün yolunu açtığı Gıda Mühendisliği eğitimine ve gıda mühendislerine sallayarak, halkı manipüle ederek gündemde kalıyorlar ve buradan ciddi kazanç elde ediyorlar.

Bu şehir plancısı manipüle ettiği bilgilerin doğrusunu paylaşan, mesleğini savunan gıda mühendislerini, gıda mühendisliğinin geleceği öğrencileri ve akademisyenleri sosyal medyadaki gücüne dayanarak linç ettiriyor, takipçilerine hedef gösteriyor. Önce dava açmakla tehdit edip korkutmaya çalışıyor, sonrasında ise ufak çaplı toplantılarda kabul ettiği şeyleri sosyal medyada “bana iftira atıyorlar ama ben size de kucak açıyorum” gibi cümlelerle mağduriyet yaratarak inkâr ediyor; çünkü hukuki süreç söylenen şeylerin doğruluğunu ortaya çıkartacak. Kendisine davalar da açılıyor ama bu davalardan nedense vazgeçiliyor. Böyle birinin dava kazandım, haklılığım kanıtlandı gibi durumu olmadı, olsaydı zaten mükemmel bir şekilde PR yaparak değerlendirirdi.

Hakaretleri ve hedef göstermeleri üzerine kendisi hakkında TMMOB Gıda Mühendisleri Odası “Sosyal medya üzerinde gıda dedektifi adıyla bildirim ve paylaşımlarda bulunan bir hesap, kendince takipçi sayısının fazlalığına inanıp güvenerek mesleğimiz, meslek mensuplarımız, almış olduğumuz bilimsel eğitim, içinde çalıştığımız sektör ve ürettiğimiz ürünlere bilgiden ve bilimden uzak, yaşamın gerçeğinden kopuk, donanımsız, etiket beyanatlarının ne anlama geldiğini bilmeden yanlış telaffuz ederek insanların tükettiği gıda ürünlerinin sağlığa zararlı olduğuna dair temelsiz yönlendirmelerle yasalar karşısında aslında suç işlemektedir.” şeklinde başlayan bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Bu açıklamadan sonra işin arka planı da biraz olsun ortalığa saçılmaya başladı. Yazıp çizdiklerini paylaşmadan önce bazı gıda mühendislerinin görüşleri ile kendisine destek verdiğini de söyledi. TMMOB Gıda Mühendisleri Odası COVID-19 salgını nedeniyle genel kuruluna 1 gün kala kurulunu ertelemek zorunda kaldı. Mesleğimiz içerisinde bu manipülatör ile maddi karşılığı olan işler yapan, ortak çalışma teklif edenler ile sosyal medyada bulunan mesleki sayfalarda paylaşılan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’nın basın açıklamasının paylaşıldığı her gönderinin altına aynı kalıp yorumlarla meslek odamızı hedefe yerleştiren ya da “düşmanımın düşmanı dostumdur” mottosu ile hareket eden TMMOB Gıda Mühendisleri Odası’nın yönetim kurullarına aday olmak isteyen gıda mühendisleri de var ne yazık ki. Böl ve yönet politikası demokratik kamu kurumlarının içerisinde de ayrıştır ve yönet ya da güçsüzleştir ve yönet taktiğine dönüşmüş durumda; bu arka planın bir tarafı.

Bir de bu işin sponsor boyutu var. Bir oluşumun, platformun ya da kurumun sponsor alabilmesi, alması gayet normal. Fakat bir manipülatörün sponsor alabiliyor olması, bu sponsorların gıda firmaları olması hatta bu firmaların bazılarının sahiplerinin akademi kökenli olması normal bir şey değil. Projesi olan, iyi fikirlere sahip olan gıda mühendisleri ve gıda mühendisliği öğrencileri ödenek veya destek bulamazken kendisinin köklü bir akademik kurumun Çekirdek isimli kuluçka merkezi tarafından destekleniyor olması ise hiç normal değil.

Bu tartışmaların devam etmesi, kendisine sosyal medya üzerinden cevap verilmesi bir manipülatörün daha da büyümesine, kitlesini daha da geliştirmesine sebebiyet veriyor. Burada yapılacak şey çok basit ve elzem; TMMOB tarafından hukuki sürecin başlatılması. Süreç başlatıldıktan sonra ise bütün arka plan ortaya çıkacaktır.

“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, hedefe ulaşmak için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır, doğru yolu göstermeyene yol sormaktır. Yalnız: İlmin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki aşamaların gelişimini anlamak ve ilerlemelerini zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen dilinin çizildiği kuralları şu kadar bin yıl sonra, bugün aynen uygulamaya çalışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”

Mustafa Kemal Atatürk