Popülizmin ortasında açan çiçek: Jacinda Ardern

Popülizmin ortasında açan çiçek: Jacinda Ardern

Ozan Şahin

“Belki vurulanların çoğu Yeni Zelanda’da göçmen ya da sığınmacıydı. Onlar Yeni Zelanda’yı evleri seçmişlerdi ve evet burası onların eviydi. Onlar biziz. Saldırgan ise bizden değildir.”

Jacinda Ardern / Christchurch Saldırısı Sonrası

Yeni Zelanda’nın adının sık duyulmaya başlamasının sebeplerinin başında kuşkusuz ülkenin başbakanı Jacinda Ardern gelmektedir. Göreve geldiği andan itibaren bir çok sosyal ve doğal felaketin yaşanmasına rağmen Başbakan Ardern’in duruşu, tavrı sürekli kavgaların ve nefret söylemlerinin hâkim olduğu, uluslararası sağ popülist havanın estiği, 21.yüzyıl dünyasına bir umut oldu. Bu yazımda Jacinda Ardern ve partisi olan İşçi Partisi’nden bahsedeceğim.

Ardern ve partisi o zamana kadar ülkede yenilikçi ve ilerici pozisyonlarını sürdürseler de dünya kamuoyu, Ardern hakkında ilk ciddi görüşünü sanırım Birleşmiş Milletler konferansında Trump’ın yozlaşmış konuşmasından hemen sonra onun kürsüye çıkması ile edindi. Trump’ın uluslararası işbirliğine açıkça karşı olduğunu belli ettiği, ırkçılığını ortaya çıkardığı ve aslında tüm ülkelerde görülen sağ popülist trendi simgeleştirdiği konuşmasından sonra Ardern’in çıkıp umudu, barışı, insanlığı merkeze aldığı konuşması herkese ilaç gibi geldi.

Üstelik Ardern, dünya üzerinde bir ilke daha imza atar ve Birleşmiş Milletler konferansına yeni doğurduğu çocuğu ile katılır. Bu kadınların otoriter rejimler tarafından değiştirilmeye ve dönüştürülmeye başlanıldığı bir dönemde kuşkusuz simgesel ve çok değerli bir hareketti.

Ardern’in adını da ülkecek ilk defa duyduğumuz yer, ülkesinin Christchurch kentinde bir teröristin, son derece soğukkanlılıkla gerçekleştirdiği ve kentin müslüman cemaatini hedef alan saldırısı ile oldu. Ardern’in sonsuz bir empati gücü ile bölgedeki müslüman cemaat ile onların acılarını paylaşan tutumu ve ardından arkasına ulusal meclisi, sonrasında da dünya kamuoyu desteğini alarak gerçekleştirdiği seri önlemler bir kez daha onu gündeme getirdi. Ülkede, meclisteki muhafazakâr-milliyetçi cepheyi de ikna ederek, silahlanmanın önüne geçen yasaları bir an önce çıkartması ve ardından sosyal medyaların bu gibi terörist yaklaşımların yayın organı olmaması için Paris’te zirve düzenleyerek, Christchurch’teki cemaatten küresel kamuoyuna kadar ırkçılığın sonucu olan terörizme karşı savaş başlatır ve kazanır.

Yeni Zelanda aynı zamanda ülkede daha 100 korona virüs vakası varken aldığı katı tedbirlerle, dünya üzerinde pandemiye karşı zafer ilan eden ilk ülke oldu. Bir yandan bu zorlu mücadeleler sürerken İşçi Partisi-Ardern iktidarında ülke, 95.000 civarında(ki Yeni Zelanda için hiç de az bir sayı değil) yeni iş imkânı yaratırken,2200 kamu evi inşa etmiş, silahlanmanın önüne geçmiş, 140 milyon ağaç dikmiş, kansere karşı sağlık sistemini geliştirmiş, gerçekleştirdikleri son seçimlerden de oyların yarısını alarak ülke tarihinde eşi görülmemiş bir zaferle çıkmış…

Popülizmin aslında vasıfsız olan ama karizmatik ve her şeyi çözebilen lider örneklerinin 2020 yılında yaşadığımız kriz anlarında son derece başarısız olduğunu görürken, popülizm sonrası siyasal tartışmalarda “sola dönmemeliyiz, artık sol işlevsiz.” tartışmalarına karşın Jacinda Ardern ve İşçi Partisi son derece modern, çağdaş, hümanist hükümet yapısı ve uygulamaları ile popülizmin ve kapitalizmin karanlık çağında adeta açan bir çiçek gibiler…