Savunma hücuma geçiyor

Savunma hücuma geçiyor

Ali Naki

Türkiye bir adım dışarıdan bakıldığında her anında başka bir büyük sorunun yaşandığı tipik bir Ortadoğu ülkesi olarak görülebilir. Partiler siyaseti ele alındığında Meclis’teki birinci ve ikinci grupların 100 yıllık mücadelesinin sürdüğü; ideolojiler bağlamında kentli seküler ve kasabalı muhafazakarların karşı karşıya geldiği ve/veya iki tarihsel sınıfın, dolayısıyla tarihsel blokların mücadele alanı olarak da tarif edilebilir. 

Ancak her koşulda bu mücadelenin bazı pratikleri bu 100 yıl içerisinde kendini defalarca kez tekrar ediyor. Bunun son örneğini birkaç yıl içinde birbirini takip eden üç yürüyüşte görmüş olduk. Üç yıl önce Türkiye’nin sosyal demokrat partisinin gerçekleştirdiği Adalet Yürüyüşü’nün büyük etkileri olmuştu. İktidar partisinin müdahale etmesi durumunda muhalefet hareketini daha da büyüteceği yürüyüş bir psikolojik harbe dönüşmüştü. Kent merkezlerinden ve sanayi bölgelerinden geçerken yurttaşların bazılarının yürüyüşün liderine ve öncülerine yönelttikleri öfke ve hakaretler yürüyüşün gücünü azaltmayı amaçlıyordu. Öyle ki kortej Düzce’den geçerken binlerce insanın önüne kamyonla tezek dökmeyi dahi ihmal etmediler. Yürüyüşten sonra liderin ve partisinin başına linç girişimi dahil olmak üzere bir düzine iş geldi. Ancak yürüyüş dışındaki her şeyi şimdilik gözardı edelim.

Adalet Yürüyüşü’nden üç yıl sonra yeni bir adalet arayışıyla Türkiye’nin Kürt partisi HDP, Edirne’den ve Hakkari’den başlattığı yürüyüşünü sadece beşinci gününde sonlandırmak zorunda kaldı. Zira devletin 100 yıllık pratikleri Türkiye’nin Kürt partisine sosyal demokrat partisine davrandığı gibi davranamazdı. Engelleme girişimleri Kürtlerin tarih boyunca deneyimlediği gibi çok sert oldu. 

Aynı günlerde bu defa barolar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gelmesi beklenen yasal düzenlemeler öncesinde kamuoyu oluşturmak için her bir kentten yürüyüş başlattılar. 58 kent merkezinden başlayan yürüyüş geriye kalanları da etkilemiş olacak ki bu sabah Metin Feyzioğlu’nun davetiyle Anıtkabir’e gittikten sonra Batı Ankara girişindeki oturma eylemine katılmak durumunda kaldılar. Bu hamle bir sonraki hamleyi de tetikledi: Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, kamuoyunun elinde kalan son desteğini de kaybedeceği düşüncesiyle avukatların yürüyüşünün engellenmemesi gerektiğini belirtmek zorunda hissetti.

Bu kısa ve az katılımlı yürüyüşe yapılan müdahale gün içerisinde de büyük bir infial yarattı. Toplumdaki infial siyaseten Türk sağının yeni partilerine dahi söz söyleme gereği hissettirdi. 

Yürüyüşünün sloganı “Savunma Yürüyor” oldu. Ancak bu slogan 100 yıllık mücadelenin içinde bir salınımı da işaret ediyor. Esasen savunma hücuma geçiyor.