Sosyal demokrasinin üstünde tepinmeyen kaldı mı?

Sosyal demokrasinin üstünde tepinmeyen kaldı mı?

Eren Aksoyoğlu

Arif Koşar’ın 20 Aralık ’20 tarihli Evrensel yazısı İvme Hareketi’ni merkeze alarak kavramsal bir sosyal demokrasi eleştirisi yapıyor. Bir gençlik ve yöntemsel olarak bir kadro hareketi olmasının yanında İvme, “sosyal demokrasiyi temsil ediyor” ön kabulüyle yazılmış yazı aynı zamanda sokakta milyonlara tekabül eden yurttaşının pratiklerini ve mücadelesini görmezden geliyor. İvme Hareketi’ne yöneltilen eleştiriler ise “ama hangi ivme” sorusunu gündeme taşıyor. Yazının açılışına vesile olan Gazete Duvar röportajlarını gözardı ederek Koşar’ın yazısını sorgulamak ise kalmadığı iddia edilen sosyal demokrasinin savunucularından birine düşüyor.

Sosyal demokrasinin doğuşu basit bir derneğe ve yüzyıla damgasını vuracak işçi sınıfına dayanıyor. Sosyal demokrasi tarihsel olarak dışsal bir faktör veya başka bir deyimle “ortamın yabancısı” değil. Büyük tartışmaların ortasında sınıfa ve onun çıkarlarına yönelik bir tercihi de ortaya koyuyor. Bernsteincı anlamda sosyal demokrasi işçinin haklarının devrime kurban edilmemesiyle özetlenebilir. Ama bu önerme aynı zamanda ideolojinin bütün ideologları tarafından manipüle ediliyor. Bu öyle bir manipülasyon ki bu aşamada Bernstein’ın anlatısını “ikinci yol” olarak kavramsallaştırabiliriz, öğretisini korumayı tercih edebiliriz.

Fabiancı Anglosakson solunun İkinci Enternasyonal içindeki pozisyonu bizi Irak Savaşı’nda cephe almaya kadar götürebilir. Hatta refah devletini “kapitalizm içinde bir çözüm” olarak dönüştüren İskandinav solu sosyal demokrasinin temel metinlerine de karşı çıkabilir de. Zira sosyal demokrasi “kapitalizm içinde bir renk” olmaktan söz etmiyor, mevcut düzen ne ise onun içinde düzenleyici ve denetleyici bir pozisyon öneriyor. Bu düzenin sosyalizm olabileceği ön koşulu bizzat Koşar’ın yenilgisi de tekabül ediyor.

Bernstein önermelerinin pek çoğunu bir iddiayla tamamlıyor: “Sosyal demokrasi devrim yapan parti değildir, sosyal demokrasi devrimci partidir.” Alman Sosyal Demokrat Partisi’nin (SPD) son derece talihsiz yönelimlere girdiği ve bugün Anglosakson solunun peşine takılan kıta Avrupası solunun neoliberalizm karşısında diz çöktüğü doğru. Ancak bu sosyal demokrasinin ikinci değil, “üçüncü yoluyla” ilişkili. Dolayısıyla dövmek konusunda mazhar olduğumuz sosyal demokrasinin hakkını temsil etmek için ya böyle bir kavramsallaştırmayı kullanmak icap ediyor ya da SPD üyesi Clara Zetkin’i 8 Mart’ı bize kazandırdığı için ideolojiye teşekkür etmeyi unutmamamız gerekiyor.

Türkiye solunun bir bütün, içinde sosyalist ve sosyal demokrat hareketi barındırdığına inanan her “ilk ayrımcı” veya başka bir deyişle “ikinci yolcunun” Marksistleri dövmeyeceği veya onları Ortodoks olmakla suçlamayacağı çok açık. Zira ilk ayrımdan beridir sosyal demokratların yönü bizzat ya sınıfın parçası olmayı ya da yüzünü sermayeye karşı sınıfa dönmeyi gerektirmiştir. Ancak alternatif medyanın bir süredir başarıları sebebiyle ilişkilenmeye çalıştığı İngiliz İşçi Partisi ile Corbyn deneyimini ve Amerikalı Demokratlarla elde ettiği Sanders deneyimini sosyalizmle eşlemeye çalışmalarını anlamak da mümkün. Ancak sözünü ettiğimiz partilerden birinin üçüncü yolcu, diğerinin liberal eğilimlerinin gözardı etmemiz ve teoride tamamen sosyal demokrasiyi konuşmalarına, anlatmalarına, uygulamaya çalışmalarına rağmen sanki böyle bir şey olmuyormuş gibi davranmamız bizi haklı değil, kibirli yapar.

Bütün bir yüzyıl boyunca sosyal demokrasiyi devrimci bir mücadeleden kopararak neoliberalizme yedeklenme çabası içinde olanların, gericilerle ve milliyetçilerle işbirliği yapanların, tarihin bu döneminde gerçekleri çarpıtarak Marksistleri suçlayanların; sosyal demokrasinin “halen satıyor olması” nedeniyle ideolojinin üstünde tepiniyor olanların karşısında durmak gerekir. Şüphesiz ve açık şekilde sosyal demokrasi ilk ayrımdan beridir işçi sınıfın bizzat kendisi veya yüzünü işçi sınıfına dönenlerdir.


Sosyal demokrasi kaldı mı, kaldıysa nerede kaldı? Arif Koşar’ın yazısı:

https://www.evrensel.net/haber/421581/sosyal-demokrasi-kaldi-mi-kaldiysa-nerede-kaldi