Sosyal politika konuşma zamanı: Evrensel temel gelir

Sosyal politika konuşma zamanı: Evrensel temel gelir

Doğukan Demircioğlu

Pek çok gelişmiş ülkede tartışılıyor. Sosyal politikaları uygulamanın göreli olarak kolay olduğu bir ülke olan Türkiye’de de en ilerici sosyal politikalardan birini tartışmanın vakti geldi mi? Nedir bu en ilerici, belki de bir bakıma ‘radikal’ sosyal politika? Hemen söyleyivereyim: Evrensel temel gelir (universal basic income).

Yazıyı derinleştirmeden önce kavramın tanımını yapmakta fayda var. Evrensel temel gelir, herhangi bir koşul olmaksızın, devletin yurttaşların temel gereksinimlerinin tamamını ya da ağırlıklı bir kısmını karşılayabilmesi için her ay düzenli verdiği maaş. Bu maaşın özellikle yurttaşları fakirlik seviyesinin üzerine çıkaracağı vurgusu en önemli meselelerden biri kanımca. Ayrıca günün sonunda maaşın hangi oranda ve kimlere verileceği konusundaki ayrım, bu parayı ‘dağıtmak isteyen’ iki kesimi birbirinden ayıracak. Bu maaşın yurttaşlara verilmesini savunan iki kesimden biri; progresif, sol, kamucu politik çizgiyi benimseyen politikacılar veya politik aktivistler. Bir diğer kesim, silikon vadisinin meşhur teknoloji baronları. Görünürde bu iki kesim aynı politikayı savunsa da maaşın kimlere ve nasıl dağıtılacağı, bundan kimin yararlanacağı konusunda temel ayrılıkları söz konusu. Sol kanattan bu politikayı savunan kesim, evrensel temel geliri tüm yurttaşların hakkı olarak görüp fakirlikle mücadelede bu politikanın en etkin yöntemlerden biri olduğunu ileri sürüyor. Yani meselenin hem moral hem de sosyal politik bir yanı var. Üretim fazlasından, tüm insanların hayatlarını idame ettirecek oranda bir biçimde pay alması ahlaki bir zorunluluk. İkincisi, fakirlik gibi sosyal bir ‘vebanın’ çözümü de günün sonunda insanlara verilen koşulsuz bu maaşa bir bakımdan yaslanacak. Evrensel temel geliri savunmak, sol kanat içerisinde de bir yöntem farkına işaret ediyor esasen. İkinci dünya savaşı sonrasındaki refah ve sosyal devlet anlayışı, sosyal yardım olarak bir biçimde para dağıtırken bunu esasen paternalist yollarla yapıyordu. Sosyal maddi destekler; yemek yardımları, devletin izin verdiği yerlerde harcama yapmanızı sağlayacak kartlar olarak tezahür ediyordu. Dolayısıyla devlet fakir yurttaşına güvenmiyor, yardımını sürekli denetim yapacak sosyal yardım bürokrasisi üzerinden sağlıyordu. Buradan doğan iki sonuç; ilki, bu yöntemle fakirlikle mücadele edilmediği, insanların fakirlik bataklığından kurtulamadığı; ikincisi, sosyal yardım bürokrasisinin efektif olmayan, epey masraflı bir aygıt olduğunun görülmesi oldu.

Bir de teknoloji baronlarının nasıl bir evrensel temel gelir hayal ettiklerinden bahsedeyim. Teknoloji baronlarını evrensel temel gelir’e iten üç gelişme söz konusu:

  1. Otomasyon
  2. Robotikteki ilerleme
  3. Küreselleşme.

Gelişmiş ülkelerde, özellikle ABD’de, otomasyon ve robotik gelişmeler, hizmet sektöründe, teknik becerilerin gerektiği sanayi sektöründe pek çok insanın işsiz kalmasına sebep oluyor; keza küreselleşme de bu ülkelerdeki üretimin, iş gücünün ucuz olduğu ülkelere taşınmasına sebep olmasıyla işsizliğin diğer bir kaynağı olarak görülüyor. Dolayısıyla bu sorunlara çözüm olarak Silikon Vadisi’nden gelen yanıt evrensel temel gelir oluyor. Ancak bu tip bir evrensel temel gelir, hakikaten evrensel olmuyor; çünkü temelde bu maaşın sadece bu olumsuz gelişmelerden etkilenen kesime verilmesi savunuluyor. Ayrıca daha geniş bir eleştiriyse üretimi sadece büyük şirketlere sıkıştıran bir ekonomik sistemde Silikon Vadisi baronlarının önerdiği temel gelirin şirketokrasiyi (corporatocracy) pekiştiren bir uygulama olacağı. Yani progresif politikacılar açısından evrensel temel gelir her sorunu çözecek sihirli değnek değil, teknoloji baronlarının düşündüğünün aksine. Buna bir örnek Demokrat Parti başkanlık aday adayları arasındaki bir ayrımla verilebilir. Misal Andrew Yang’ın en büyük politik vaadi tüm Amerikalılara aylık 1000 dolar temel gelir vermekti. Sanders gibi progresif, demokratik sosyalist bir adayın bu vaatle sorunu yoktu, ancak sadece bu politikanın vurgulanmasını yetersiz görüyordu: Kamusal sağlık sisteminden, istihdam sağlayacak alt yapı projelerine, şirketleri ve varsıl Amerikalıları vergilemeye pek çok ‘tamamlayıcı’ politikanın da savunusu yapıyordu. Teknoloji baronları ve progresif, sol politikacıların bu politikayı savunurken nerelerde ayrıştığı kabaca böyle özetlenebilir.

Başka bir husus; evrensel temel gelir gibi ütopik gözüken bir sosyal politikaya insanların skeptik yaklaşması, ilk adımda doğal gözükebilir. Herkese temel gelir dağıtmak doğru aksedebilir, ancak bunu politik olarak uygulamanın mümkün olup olmayacağını sorgulamak da makul bir tutumdur. Dolayısıyla evrensel temel gelir fikrine genel olarak üç kuşkucu soru yöneltilir:

  1. İnsanlar daha az çalışır mı?
  2. Böyle bir sosyal program devlet bütçesini çökertir mi?
  3. Politik olarak bunu uygulamak ne kadar mümkün olur?

İnsanlara havadan para dağıtacağınızı söylediğinizde; muhtemel ilk yanıt, insanların bu parayı sefih biçimde harcayacağı ya da böyle bir rahatlığın insanları çalışmaktan vazgeçireceği olacaktır. İyi haber; evrensel temel gelir fikrinin, bilimsel yöntemlerle, istatistiksel analizlerle tartışılabilecek bir konu olması. Yani fikri savunurken ya da eleştirirken bunu sadece argümantasyonlar üzerinden değil, aynı zaman empirik bulgular üzerinden de yapabilirsiniz. Dolayısıyla bu konuyu tartışırken bilimsel nimetlerden de faydalanabilirsiniz. Meseleyi biraz somutlaştıralım: 1970lerden itibaren de bu fikre dair ‘deneyler’ yapılıyor. İlkin Kanada’nın Manitoba kentindeki Mincome (Manitoba Temel Yıllık Gelir Deneyi) deneyinden bahsedeyim. 1974 yılında başlayan bu proje doğrultusunda hükümet 1000 aileye her ay düzenli temel gelir dağıttı. Misal dört kişilik bir aile bu proje doğrultusunda günümüz karşılığı olarak devletten neredeyse 19.000 dolar yıllık maaş alıyordu. Bu arada, bu karar alınırken federal hükümetin başında Justin Trudeau’nun babası Pierre Trudeau bulunuyordu. İlk başlarda bu doğrultuda ülke çapında uygulanacak politikaların öncüsü olarak görülen bu proje, 4 yıl sonra muhafazakar bir hükümetle birlikte araştırma sonuçları dahi fonlanmayan masraf kaynağı olarak görülmeye başlandı. Binlerce kolilik araştırma sonuçları 2005’e kadar ıssız bir binada keşfedilmeyi bekledi. Çalışmanın analiz sonuçları oldukça ilginçti. Gençlerin evliliklerini erteleyip hayallerinin peşinden koştuğu gözlemlendi, doğum oranlarının düşüşü söz konusuydu, okul başarı oranının artmıştı, insanların çalışmayacağı safsatası bir bakıma yanlışlandı: Erkeklerde çalışma saatlerinde topu topu %1, evli kadınlarda %3, evli olmayan kadınlarda %5 düştü. Bu arada genç kadınların çalışma saatindeki bu düşüşün sebebi, esasen okula daha fazla vakit ayırıp eğitimlerine odaklanmaları, yüksek öğrenim görüp iş gücüne bu tip nitelikleriyle katılmalarıydı. Bir de 2017’de Finlandiya Sosyal ve Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü başka bir çalışma söz konusu. 2019’da sonlanan projenin ilk yıllarının data analizleri kabaca iki başlık altında değerlendirildi. İlk başlık istihdam, ikinci başlık en genel haliyle evrensel temel gelir alan insanların mutluluğu. Finlandiya’daki çalışmanın gösterdiği, evrensel temel gelir alan (deney) grubu, almayan (kontrol) gruptan iş bulmada daha başarılı olmadığı. Yani, iş bulmada temelde iki grup arasında ayrım yok. Ancak çalışmanın yakaladığı asıl etki ikinci başlıkta: Evrensel temel gelir alan gruptaki insanların genel olarak bu maaşı almayan gruptan daha mutlu olduğu ortaya çıkıyor. Sonuca göre evrensel temel geliri alan gruptaki insanlar daha az sağlık şikayetinde bulunmuş, daha az stresli hissetmişler ve genel olarak odaklanma kapasiteleri daha güçlüymüş. Ayrıca maaşı alan grup gelecekten daha umutlu olup sosyal meselelerde daha etkili olabileceklerini düşünmüş.

Evrensel Temel Gelir üzerine yazılan MIT Tech Review’deki bir makalede, Finlandiya’daki çalışmanın eksik kaldığı, Kanada modelinin uygulanması halinde esasen bu maaşı alan insanların iş bulma konusunda da maaşı almayanlara nazaran daha başarılı olacağı iddia ediliyor. Örnek olarak da 2016’da başlayan Ontario Basic Income Pilot projesi veriliyor. Bu projede Ontario’da bir grup insan evrensel temel gelir alırken diğer grup kontrol kaynağı olarak bu maaşı almıyor. Proje doğrultusunda tek bir kişi yıllık 17 bin kanada doları; iki kişilik bir aile 24 bin kanada doları alıyor. Projenin ölçmek istediği sonuçlar, evrensel temel geliri alan insanların stres ve anksiyete durumu, mental sağlıkları, eğitim ve kendilerini yetiştirme durumları, genel olarak sağlıkları ve sağlık sigortası kullanımları, istihdam durumları ve işgücüne katılım eğilimleri.

Ontrio’daki yapılan araştırma sonucunca neredeyse yukarıda anılan tüm cephelerde olumlu sonuçlar alınıyor. İnsanların eğitime daha fazla vakit ayırıp işgücünce eğitimden kazandıkları becerilerle dahil oldukları gözlemleniyor. Çalışma saati düşse dahi, insanlar bu vakti tembelliğe ayırmak yerine normalde maddi getirisi olmayan daha yaratıcı işlere harcıyor. Misal, devlet tarafından fonlanmayan, bağışlara dayanan bir müzenin maaş ödeyecek bütçesi olmadığında insanlar evrensel temel gelire dayanarak müzeyle ilgilenmeye, müze rehberi olmaya devam ediyorlar. İnsanların daha az stresli oldukları gözlemleniyor, kasabada insanlar etrafta daha güler yüzlü geziyorlar, geleceğe daha fazla umutla bakıyorlar, daha az sağlık sorunu yaşıyorlar, dolayısıyla sağlık sigortalarını daha az kullanıyorlar.

Dolayısıyla ikinci soruyu da ilk soruya yanıt verirken cevap üretmiş oluyoruz. İlk başta oldukça masraflı gözüken evrensel temel gelir, sosyal yardım bürokrasisini elimine etmesiyle, insanları sağlıklı kılarak devlet bütçeli sağlık harcamalarını azaltmasıyla, insanların üretime niteliklerini arttırarak katılmasıyla devlet bütçesini sarsacak, uygulanamaz, ütopik bir fikir olarak gözükmüyor. Son soruya yanıt, oldukça kısa. Devlet bütçesini çökertmeyen, yurttaşların çoğunu olumlu etkilemesi bakımından popüler bir destek sağlayacak program nasıl politik olarak uygulanamaz olsun? Gelişmiş ülkelerde evrensel temel gelir için bütçenin nereden toplanabileceği kabaca belli: Ya zenginlere varlık vergisi uygulanacak ya da şirketlere gelir vergisi ya da her ikisi birden. Türkiye’de böyle cesur bir politika uygulanacaksa kaynağının nereden geleceğini belirleme görevi, ilgili ekonomistlere, kamu ve sosyal politika uzmanlarınındır. İlk adımda bu fikrin dile getirilmesi, politik, felsefi, ekonomik bakımdan dahi tartışılması önemli bir kazanım kanımca…