Türk Sağı’nın oyun alanı: Kuzey Kıbrıs

Türk Sağı’nın oyun alanı: Kuzey Kıbrıs

Ozan Şahin

Bazı ön kabulleri hatırlatmamız gerekiyor aslında Kıbrıs konusunu konuşmak için. Yavru vatan gibi sağın romantizm argümanlarına hiç girmeyeceğim ama birinci ön kabul orada Türkiye Cumhuriyeti için bağımsız bir devletin var olduğu. Uluslararası arena bizim oradaki varlığımızı işgal olarak nitelendirirken, Türkiye’deki fanatik milliyetçilerin bunu tetikleyen açıklamalar yapmaması gerektiğini kabul etmemiz de ikinci ön kabulümüz olmalı. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs mücadelesinin sonucu 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı ile oldu. Bu harekatın sebebi adayı oyun alanı haline getirmek değil oradaki insanların gerçekten hür, çağdaş, kendini ifade edebilen bir sistem içinde yaşamalarını sağlamaktı. Bu da üçüncü ön kabulümüz olmalı. Sürekli ve inatla oradaki insanları yardıma muhtaç olarak görüp bunun üzerinden bir argüman geliştirmeyi kesinlikle bırakmak zorundayız.

Arjantin, Falkland Adaları’nı işgal ettiğinde dönemin milliyetçi ve muhafazakâr hükümetinin başında olan Thatcher, eski ve büyük İngiltere’nin son görkemli toprağı ruhuyla adayı kurtarmıştı. Sanırım bu tarz ideolojilere sahip gruplarda böyle bir ruh var. Zaten AKP döneminde, özellikle 2016’dan sonrasında Kıbrıs, Libya, Suriye gibi topraklara eski Osmanlı gözüyle bakılıp bir oyun alanı edası ile yaklaşımın da sebebi bu gibi duruyor. Bu bakış açısı da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni Türkiyeleştirme politikaları adı altında büyüdükçe büyüdü. Türkiye’deki benzer anayasa tanımaz, kendi içine kapanık şovlar peşinde takılan iktidar anlayışı Kıbrıs’a da sirayet ettirilmek istendi ve geldiğimiz nokta açıkça ortada.

KKTC Anayasası’na göre yapılması gereken seçim prosedürleri Türkiye Sağı’nın gölgesi konumundaki UBP ve Koalisyon Hükümeti tarafından uygulanmıyor. Boşalan bakanlığın yeniden doldurulması gerekiyor, doldurulmuyor. Egemen Bağış’ın başına bir iş gelmesin diye Kıbrıs vatandaşlığı adı altında yollanıyor. Bu örnekler de böyle sürdürülebilir.

Peki Kıbrıs konusunda nasıl bir tutum içerisinde olmalıyız?

Bence birinci yapmamız gereken Türkiye Solu’nun hızlı ve radikal bir şekilde enternasyonal mücadele ve örgütlenme bilincine sahip çıkması olmalı. Kıbrıs Sorunu ne Londra’da ne Ankara’da ne de Atina’da çözülebilir. Kıbrıs Sorunu’nun çözüleceği yer Lefkoşa’dır. Bu yüzden ülkemizdeki sol dinamiklerin ivedilikle KKTC’de CTP-BG, TDP, HP gibi kanatlarla, Güney Kıbrıs’ta AKEL ve Yunanistan’da Syriza, Kinal, MeRa25 ile diyaloğu aktif hale getirmeliyiz. Kıbrıs konusunda her partinin farklı bir fikri olabilir, düşüncesi olabilir ama sürekli askeri angajmanı arttırarak Kıbrıs’ı bir oyun tahtası haline getiren anlayışı tamamen solun demokrasi kültürü kurtarabilir.

  • Benim aklımda aslında bir Kıbrıs Forumu gibi sol partilerin katıldığı bir forum oluşturabilmek. Bu forum ileride Doğu Akdeniz’de de önemli siyasi birliklerle işbirliklerinin temelini de oluşturabilir. Aynı zamanda 4 ülkenin sol kültürünün de birbirini anlaması için önemli bir adım olur.
  • İkinci önemli nokta ise kamuoyunu dürüst ve şeffaf bir şekilde oluşturabilmek. Hem ülkelerimizde hem de dış dünyada. Kimsenin Kanlı Noel’i veya yaratılan faşist ortamı, vahşeti unuttuğu yok aslında, yeni nesillerin de hatırlanması sağlanabilir tabii. Fakat bir diğer anlatılması gereken de Türkiye Sağı’nın aslında Kıbrıs’ta çözüm istemeyen tavrı. Bir nevi kontrollü çözüm anlayışının hâkim olduğunu ve bu yüzden yapılan “derin” işleri anlatmak.
  • Bu kamuoyu aslında 4 ülkenin de sağ kültürünü siyaset sahnesinden dışlamak. Her birini bu konuda yalnızlaştırmak. Aynı zamanda dış siyasi etkenlerin de sürece katılmasını önlemekte işe yarayabilir.
  • Kıbrıs konusunda Cras Montana gibi süreçlere değinmek istemiyorum çünkü herkesin gördüğü gibi ilerlemeler olsa da sonuç 0’a 0 elde var 0. Özellikle iki ülkenin de aşırı milliyetçi söylemlere sahip olduğu bu dönemde.

Naci Talat’ın da dediği gibi, biz birbirimizi sokakta bulmadık. Kısacası bu konuda biz bize muhtacız.